Wwwbeyazrenklerorg’s Weblog

Just another WordPress.com weblog

Ortadoğu’da savaş çıkar mı? – Jeremy Bowen BBC’nin Ortadoğu editörü -www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Mayıs 9, 2010

 

http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=26782


İsraillilerle Filistinliler arasındaki görüşmeleri yeniden başlatmaya çalışan ABD’li diplomatlar bile çok ilerleyebileceklerini düşünmüyor Böşgede savaş çıkma olasılığının da az olmadığı kaydediliyor

Hiç kimseyi böyle düşündüğü için suçlayamazsınız O günlerden bu yana çok zaman geçti ancak İsrailliler ve Filistinliler 1990’lı yılların başında ilk kez müzakerelere başladığında hala bir umut ve beklenti vardı Önemli bir şey oluyor gibi görünüyordu Yüzyılın en çözülmez sorunu aşılmış gibi görünüyordu

Ama bu durum gerçekleşmedi O zamanlar 16 yaşında olan ve görüşmelerin başlamasıyla heyecana boğulan bir Filistinli ya da İsrailli bugün 30’larının ortalarında Bu kişilerin büyümesi için geçen zamanda çok kan döküldü ve umutlar neredeyse tükendi

Bu sefer, tabii eğer görüşmeler başlarsa, taraflar aynı masada oturmayacak ve muhtemelen aynı binada bile bulunmayacak 1990’lı yılların en kötü günlerinde bile en azından birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı

Şu an eldeki plan, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi George Mitchell’ın İsraillilerle Filistinliler arasında mekik diplomasisi uygulaması Yakınlaşma görüşmeleri, sadece, İsrail uluslararası hukuku ihlal ederek Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te yerleşim inşaatlarını sürdürdüğü için görüşmelere başlamayı reddeden Filistinlileri ikna etmek için bir yol bulunursa gerçekleşecek

OSLO’NUN SORUNU NEYDİ

Geçtiğimiz günlerde İsrail’den üst düzey bir diplomat, 1990’lardaki Oslo sürecinin en temel kusurunun, İsrail’in işgal altındaki topraklardaki yerleşim ağlarını genişletmesine izin vermesi olduğunu söyledi Filistinliler bu durumun devam etmesini istemiyor ABD Başkanı Barack Obama da aynı fikirde

Ancak Obama geçen yıl İsrail’den sadece belli noktalardaki yerleşimlerin inşaatının sınırlanması sözünü koparabildi Ancak bu bölgelere Doğu Kudüs dahil değildi Bu açmaz da ABD-İsrail ilişkilerinde halen sürmekte olan bir krize neden oldu

İki ülkenin başkentlerinden geçtiğimiz haftalarda gelen haberler ABD’nin Filistinlileri masaya yeniden oturtmak için bazı garantiler verdiği yönündeydi Buna göre Başbakan Benjamin Netanyahu, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bir el çabukluğu yapmaya çalışıyor Kamuoyunun önünde İsrail’in Kudüs’ü başkenti olarak gördüğünü ve nerede isterse inşaat yapabileceğini söyleyecek Ancak perde arkasında bu mesajı en kısa sürede Filistinlilere iletecek olan Amerikalılara inşaatın durdurulacağını söyleyecek

Kudüs’ün İsrailli belediye başkanı Nir Barkat bu durumu çoktan reddeti Bu da oyunun bir parçası mı yoksa Yahudi yerleşimlerini Doğu Kudüs’ün Filistinlilerin yaşadığı bölümlerine yayan bu adamın sözlerini olduğu gibi almalı mıyız?

HAMAS-EL FETİH SORUNU

Bir an yakınlaşma görüşmelerini başlatmak için bir yol bulduklarını düşünelim Filistinliler Arap Birliği’nin diplomatik kalkanına ihtiyaç duyacak; istediğini alması ise belli bir zaman aralığında ve belli koşullarda gerçekleşecek Çok zor ama bu diplomatik mucize gerçekleşse bile Filistinlilerin Hamas ve El Fetih arasındaki bölünme sürerken kendi paylarına düşeni nasıl yapacakları belli değil

Havada bu kadar olumsuzluk varken neden görüşmelere başlamayı düşünüyorlar ki? ABD’li diplomatlar iki taradın da barış sürecini daha doğduğu anda öldürmek istediğine inanmıyor Özel konuşmalarda zorluklar hakkında gayet açıklar ama alternatifin şiddet olaylarına yol açabilecek bir iktidar boşluğu olmasından endişe ediyorlar

Bazı realistler görüşmeler başarısız olursa ne olacağını bile değerlendiriyor ABD’liler kendi barış planlarını mı ortaya koyacak? BM Güvenlik Konseyi’nde Filistinlilerin istediğini almasını sağlayacak bir oylama yapılmasına izin verecekler mi?

EN KÖTÜ SENARYO

En az bunlar kadar olası bir üçüncü senaryo var: Savaş çıkacak Son aylarda İsrail ve Lübnan hatta Suriye arasında yeni bir savaş başlayacağı yönündeki söylentiler özellikle Hizbullah’a Scud füzesi aktarımlarının ardından iyice arttı Suriye ve Hizbullah İran’ın müttefikleri olduğu için bununla bağlantılı olarak İran’ın nükleer programıyla ilgili kriz de büyüyor

Ortadoğu’ya bu aralar bir gezi yaparsanız güneşin parladığını, sokakların günlük hayatın koşturmasıyla dopdolu olduğunu görürsünüz Ama insanlarla konuşmaya başladığınızda, geleceğin o kadar da parlak olmadığını göreceksiniz

*Analizin yazarı Jeremy Bowen BBC’nin Ortadoğu editörüdür

__________________
Mevlana derki:Aşk;topuklarından etine kadar işlemiş bir nasırdır,ya canın acıya acıya adım atacaksın,yada canını acıta acıta söküp atacaksınHer iki yolda da, tek bir gerçek olacak;CANIN ÇOK AMA ÇOK ACIYACAK!

Yazı kategorisi: Ortadoğu Dosyası, Uncategorized | Etiketler: | » yorum bırak;

De Kermabon: kuzey Kosova’da mevcut durumu sürdürmek mümkün değil- Sınırlar Ötesi(Balkan Halklarımız)Dosyası > KOSOVA HALKININ SORUNLARI

Posted by wwwbeyazrenklerorg Nisan 17, 2010

De Kermabon: kuzey Kosova’da mevcut durumu sürdürmek mümkün değil –

http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?p=118221#post118221

Beyazrenkler Forum | Ruhunuzun Renkleri! > TARİH> Dünya Tarihi > Sınırlar Ötesi(Balkan Halklarımız)Dosyası > KOSOVA HALKININ SORUNLARI http://www.beyazrenkler.org
Bu sayfayı tekrar yükle De Kermabon: kuzey Kosova’da mevcut durumu sürdürmek mümkün değil

—————————————————————————— 12/04/2010 Kuzey Kosova’daki paralel hükümet yapıları konusuna oldukça karamsar bakan EULEX başkanı Yves de Kermabon, AB’nin, Kosova’yı “tek, yasal ve tüzel bir bölge ve gümrük alanı” olarak kabul ettiğini yineledi Linda Karadaku, Southeast European Times, Priştine — 12/04/10 EULEX başkanı Yves de Kermabon [Laura Hasani/SETimes] AB, 26 Mart’ta Mitrovica’daki AB bürosunun açılışıyla birlikte kuzey Kosova’daki varlığını daha görünürü kılmaya karar verdi Açılışa katılanlar arasında AB’nin kuzey Kosova’daki arabulucusu olan İtalyan diplomat Michael Giffoni, Avrupa Komisyonu Temsilciği yetkilisi Kjartan Bjornsson ve EULEX başkanı Yves de Kermabon da yer aldı SETimes’ın kendisi ile gerçekleştirdiği özel söyleşide de Kermabon, kuzey Kosova’ya ilişkin pek çok soruna değinirken, Haziran ayında görev süresi dolduktan sonra da EULEX başkanlığına devam etmek istediğinden bahsetti SETimes: Sizce Kosova’da hukuk devleti ilkesinin önündeki engeller neler? Yves de Kermabon: EULEX’in çalışmaları iki konu üzerinde yoğunlaşıyor: Rehberlik, Denetleme ve Tavsiye (RDT) işlevleri ve idari işlevler Basında çok fazla altı çizilmese de, EULEX’in çalışmalarının büyük bölümünü RDT işlevleri oluşturuyor Kosova’daki emniyet, yargı ve gümrük teşkilatlarını sürdürülebilirlik, sorumluluk, çoklu etnik yapı, siyasi müdahalelerden arınma ve uluslararası toplum tarafından tanınan standartlar ile Avrupa’da bu alanlardaki en iyi uygulamalara uyum gösterme gibi açılardan ileriye taşımayı hedefliyoruz Uzun vadeli planımız, bu kurumları Avrupa seviyesine taşımak SETimes: Bu süreç ne kadar zaman alacak? De Kermabon: Bu, Kosova kurumlarına bağlı Kosova’daki çalışmalarımızın ilk altı ayında, 400 EULEX denetmeni tarafından 2500’den fazla değerlendirme yapıldı Hazırlanan karşılaştırmalı rapor, Kosova’daki ceza yargısı ve hukuk sistemlerinin, bağımsız olarak adalet dağıtma kapasitesi bakımından emniyet ve gümrük teşkilatlarına kıyasla ciddi ölçüde daha zayıf olduğunu gösterdi Raporda, yargı, polis ve gümrük konularında yerel kurumlar ve bunların EULEX bünyesindeki emsalleri tarafından uygulanmakta olan önemli reform önerilerine yer verildi Bu yönde bir ilerleme içinde olunduğunu düşünüyoruz Yine de EULEX’in en fazla üzerinde durduğu nokta, hakim ve savcıların baskı ve yolsuzluklar karşısındaki zafiyetininazaltılarak kamuoyunun güveninin artırılması SETimes: Özellikle hangi alanlarda ilerleme sağlandı? De Kermabon: EULEX, yetkileri dahilinde harika işler başardı Yargı birimimiz bünyesinde EULEX hakimleri 63 davayı karar bağladı ve 516 duruşma gerçekleştirdi EULEX savcılarının elinde ise 1073 tane dava var Organize suç davalarına gelince, Kosova Cumhuriyeti Özel Savcılığına bağlı Organize Suçlar Bölümü 45 şimdiye kadar 45 davaya baktı Şu anda 33 organize suç davası ön duruşma aşamasında , üç dava ise mahkeme sürecinde Ayrıca üç dava da karara bağlandı EULEX hakimleri ayrıca altı yolsuzluk davasını da karara bağladı 1 ve 31 numaraları kapılarda 7 gün 24 saat özel emniyet birimleri, sınır polisi ve gümrük yetkilileri bulunduruyoruz ve bu kapılarda yeniden bir gümrük rejimi oluşturduk Bu bağlamda elde edilen gelirlerde somut bir artış sağlanırken, petrol kaçakçılığı rakamlarında da ciddi bir düşüş oldu EULEX başkanı, mevcut durumu sürdürmenin mümkün olmadığnı söyledi [Laura Hasani/SETimes] Tabii ilerleme kaydedilse de henüz yapılması gereken çok şey var Daha önemli sonuçlar elde edebilmek için, EULEXve Kosova kurumları birlikte çalışmalıdır Tek başımıza hiçbir şey yapamayız, ama birlikte pek çok şeyi başarabiliriz SETimes: EULEX’in Kuzey Kosova’da hukuk devleti ilkesinin tesis edilmesi konusuna yaklaşımı nedir? De Kermabon: AB’nin 27 üyesinin hepsi hem Kosova hem de Sırbistan’ın Avrupa’daki geleceği konusunda kararlı ve doğal olarak Kuzey Kosova’da bu düşünceye dahil AB ve EULEX’in kuzeye ilişkin hedefleri, Kosova ile ilgili hedefleri ile aynı: iyi bir yönetim, sosyo-ekonomik kalkınma, hukuk devleti ilkesinin pekiştirilmesi, yerel girişimler ve çoklu etnik yapıya sahip istikrarlı bir toplum Mevcut durum sürdürülebilir değil ve dolayısıyla AB, tüm bu alanlarda ilerleme sağlayabilmek için uygulanabilir yollar bulmaya çalışıyor SETimes: Arnavut ve Sırp hakim ve savcıların ne zaman dönmesini bekliyorsunuz? De Kermabon: Birinci önceliğim, adaletin yerel, çoklu etnik yapıya sahip, tek bir yargı kanalı tarafından dağıtılabilmesi için, Kosovalı Sırp ve Arnavut hakim ve savcıların Mitrovica Bölge Mahkemesine geri dönmelerini sağlamak EULEX, Priştine ve Belgrad ile birlikte bir anlaşmaya varmaya çalışıyor; bu duruma hızlı bir şekilde bir çözüm bulunmasını umuyorum Adalet, tek ve çoklu etnik yapıda bir yargı tarafından dağıtılmalı SETimes: Tarafsız bir misyon olarak, Priştine ve Belgrad’daki yetkililerle olan iletişiminizi nasıl değerlendiriyorsunuz? De Kermabon: İlerlemenin yalnızca diyalog yoluyla elde edilebileceğine inanıyorum Hem Priştine hem de Belgrad ile olan teknik temaslarımız, ilerleme kaydedebilmemiz açısından büyük önem taşıyor Üsküp, Tiran ve Podgorica ile de bölgesel düzeyde bu tür temaslar olabilir Kosova hükümeti, bu görüşmeler konusunda düzenli olarak bilgilendiriliyor Bu görüşmelerin amacı, organize suçla, sınır ötesi suçlarla ve kaçakçılıkla mücadele konusundaki bilgi alışverişini iyileştirmek Görüşmeler, zaman zaman Belgrad’a giden teknik uzmanlarımız tarafından yürütülüyor Belgrad’da bulunan ve AB yüksek temsilcisi ile birlikte çalışan temsilcilik yetkilimiz da bu görüşmelere katılıyor SETimes: Kosova’da organize suç ve yolsuzlukla mücadele ile ilgili pek çok tartışma yaşandı ve bu konuda önerilerde bulunuldu EULEX’in kıdemli yetkilileri de üst düzey soruşturmaların yürütüldüğünü doğruluyor Bu soruşturmalardan ne zaman sonuç almayı bekliyorsunuz? De Kermabon: EULEX, tutuklamaları hiçbir zaman duyurmadı ve duyurmayacak, çünkü bu, savcıların ve polis müfettişlerinin işini zorlaştırır Tek söylediğimiz, savcılığın bazı ilginç davalar üzerinde çalıştığı idi Kişilerin, adil ve kamuya açık bir şekilde yargılanmak üzere mahkemeye çıkarılıp çıkarılmayacağına, ancak bu tür bir soruşturma sona erdiğinde karar verilebilir De Kermabon,EULEX’in yetkileri dahilinde harika işler başardığını söylüyor [Getty Images] SETimes: Kuzey sınırında ne zaman yeniden gümrük geliri elde etmeye başlayabilmeyi umuyorsunuz? De Kermabon: EULEX gümrük görevlileri, gümrük denetimini yeniden sağlayabilmek için 7 gün 24 saat sınır kapılarında bulunuyor Vergi toplamıyorlar Araçları, sürücüleri ve malları kaydediyor ve evrakların fotokopilerini çekiyorlar Bu bilgiler, Kosovalı ve Sırp vergi kurumları ile paylaşılıyor EULEX’in 1 ve 31 numaralı kapılarda varlık göstermeye başlamasından bu yana, kaçakçılık yüzde 60 oranında azaldı Bu da Güney Mitrovica Terminalinden elde edilen aylık gelirde 1,5 milyon avroluk bir artış sağladı 1 ve 31 numaralı kapıların geliri ile ilgili durum siyasi açıdan ele alınması gereken bir konu; biz teknik çerçeveli bir hukuk devleti misyonu olduğumuz için bu konuda bir karar veremeyiz SETimes: Kısa bir süre önce gerçekleşen, araçlarınıza ve kuzeydeki halka yönelik saldırılarla ilgili neler söyleyeceksiniz? De Kermabon: Bu suç eylemi, Kuzey Kosova’da hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi gerektiği gerçeğinin daha da altını çizmekten başka bir işe yaramadı Bu tür eylemlerin failleri, insanların hukuk devletine erişim imkanını engelleme girişimlerinde başarıya ulaşamayacaklar EULEX, Kosova’nın hukuk devleti kurumları ile birlikte, insanlara, bu en temel hakkı sağlamak için çalışmaya devam edecek Bu tür olaylar, Avrupalı bir bakış açısına sahip bir bölge halkının menfaatlerine hizmet etmiyor Bu tür olayların tekrarının yaşanmaması için, bütün taraflardan ellerinden gelen çabayı göstermelerini istiyoruz ŞU anda hem EULEX Polisi hem de Kosova Polisi olayı araştırıyor SETimes: Mevcut görevinizi sürdürmeyi düşünüyor musunuz? De Kermabon: 14 Haziran’dan sonra da görevde kalmak istediğimi bildirdim Fakat misyon başkanlarının görev süreleri, ortak eylemlerin süresine ya da konsey kararlarına bağlı Bu dünyanın her yerindeki tüm AB misyonları için geçerli standart bir düzenleme AB üyeleri, Brüksel’ün görev süresini uzatma kararını bu çerçevede değerlendirecek __________________ “Bizi aldatan bizden değildir” HzMuhammed Sana bir ayna getirdim ; Kendine bak ve beni hatırla “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” HzMevlana Birlikte ayakta durabiliriz; bölünürsek düşeriz

Yazı kategorisi: Sınırlar Ötesi ı(Balkan Halklarımız)Dosyas | Etiketler: | » yorum bırak;

ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA F.konsolosluğu’dan Ikamet Vizeleri Ile Ilgili Duyuru-Çeçenistan Dosyası > Medet ÜNLÜ Yazıları www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Nisan 17, 2010

ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA F.konsolosluğu’dan Ikamet Vizeleri Ile Ilgili Duyuru- www.beyazrenkler.org

——————————————————————————– http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?p=117784#post117784

 Beyazrenkler Forum | Ruhunuzun Renkleri! > HER TELDEN > Türk ve Dünya Basını > Dünya Basını > Çeçenistan Basını > Çeçenistan Dosyası > Medet ÜNLÜ Yazıları

Türkiye Cumhuriyetine sığınmacı olarak gelen ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA vatandaşları ve farklı uyruklardan olan ÇEÇEN kardeşlerimiz için GEÇİCİ İKAMET İZİNLERİ çıkmıştır ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA FKONSOLOSLUĞU’DAN İKAMET VİZELERİ İLE İLGİLİ DUYURU Türkiye Cumhuriyetine sığınmacı olarak gelen ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA vatandaşları ve farklı uyruklardan olan ÇEÇEN kardeşlerimiz için GEÇİCİ İKAMET İZİNLERİ çıkmıştır TC İÇİŞLERİ BAKANLIĞI-EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ- YABANCILAR DAİRESİ BAŞKANLIĞI tarafından tamamlanan çalışmalar sonucu Türkiye’de bulunan ÇEÇEN SIĞINMACILAR için 1 (Bir ) yıllık ikamet izinlerinin verildiği belirtilmiştir Gelecek yıllar için de 1’er (Birer ) yıllık olarak ikametlere izin verileceği ifade edilmiştir Sığınmacılarımız ın, İstanbul’da bulunan KAFKAS ÇEÇEN DAYANIŞMA ve KÜLTÜR DERNEĞİ yetkilileri ve sığınmacılarımız adına sorumlu komisyon üyeleri aracılığıyla bir düzen içerisinde 12/04/2010 tarihinden itibaren İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, YABANCILAR ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ’NE müracaat etmeleri gerekmektedir Konuyla ilgili olarak TÜRKİYE CUMHURİYETİ yetkililerinin göstermiş olduğu hassasiyet için şahsım, ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA DEVLETİ ve ÇEÇEN HALKI adına şükranlarımı sunarım ÇEÇEN CUMHURİYETİ İÇKERİYA F.KONSOLOSU Medet ÜNLÜ

Yazı kategorisi: Çeçenistan Dosyası | Etiketler: , , , | » yorum bırak;

Çeçenlerin özgür olma zamanıdır -Eric S. Margolis -Çeçenistan Dosyası-www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Nisan 17, 2010

Beyazrenkler Forum | Ruhunuzun Renkleri! > HER TELDEN > Türk ve Dünya Basını > Dünya Basını > Çeçenistan Basını > Çeçenistan Dosyası Zaman

http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=26465

Modern Rusya’nın Çeçenistan’ı özgürleştirmeye ihtiyacı var Moskova, Çeçenlere bağımsızlık sunmak suretiyle asırlardır devam eden bu tarihî trajediye bir son vermelidir Eric S Margolis* Rusya’nın Kafkas dağlarında yaşayan ateşin Çeçen aşiretleri hakkında söylenen bir söz vardır: “Çeçenler asla mağlup edilemez, sadece öldürülürler” Çeçenler, Rusya’nın güçlü bir rakibidir Adı cani olarak bilinen Rus mafyası bile Çeçenlerden korkar ve bu korkması için iyi bir sebeptir Geçtiğimiz yıl, Başbakan Vladimir Putin, Rusya’nın denetimindeki Kuzey Kafkaslar’da direnişin yok edildiğini, gururla ilan etti Bölge pasifize edildi Çeçen intihar bombacıları Putin’in açıklamasını şaşırtarak, geçen hafta 39 ölü ve 70’in üzerinde yaralıyla Moskova metrosunu vurdu Çeçen intihar bombacıları, Dağıstan’da çoğunluğu polis 12 kişiyi öldürdü Komşu Dağıstan’da daha fazla sayıda saldırı vardı Kuzey Kafkasya tekrar kaynamaya başladı Saldırılar, Rusları çalkaladı ve geriye, Kremlin’in derin utancı ve öfkesi kaldı İki “kara dul”- Rusya’nın “İslâmcı teröristler” veya “çeteler” olarak isimlendirdiği Çeçen bağımsızlık savaşçılarının, Rus askerleri tarafından öldürülen veya ırzlarına geçilen, eşleri veya kız kardeşleri- son yıllarda sık sık olduğu gibi, geçen hafta intikamlarını aldı Bütün selefleri Rusya tarafından öldürülen Çeçen lider Doku Umarov, saklandığı Kafkas dağlarından saldırıların, Rus askerleri tarafından son zamanlarda öldürülen Çeçen sivillerin cevabı olduğunu açıkladı Umarov, “Biz ne hissediyorsak, sen de onu hissedeceksin” diye uyardı Son yıllarda Çeçen “kara dullar” sivil uçakları kaçırdı Başka Çeçenler Moskova tiyatrosunu tamamen bastı, Moskova-St Petersburg arasında çalışan Alexander Nevsky ekspresini raydan çıkardı Çeçenleri Kafkas Dağlarının Hind-Avrupa kökeni küçük fakat, ateşin bir halkıdır Onlar, Dağıstanlı ve Çerkesler gibi diğer Kafkas aşiretleri 300 yılı askın bir süredir Rusya yayılmacı düzenine karşı savaşmaktadır 1877 yılında, Rus yayılmacılığı, 220 bin kişilik Çeçen nüfusunun yüzde 40’ını öldürdü, 400 binden fazla Çerkesi ise, Rusya dışına sürdü Komşu Gürcistan’lı olan Stalin, Çeçenlerden nefret etti Çeçenistan’ı, İnguşetya Cumhuriyeti oluşturarak ikiye böldü Daha sonra, 1937’de, Stalin’in gizli polisi NKVD 14 bin Çeçeni öldürdü 1944 yılında Stalin, bütün Çeçenlerin toplama kamplara getirilip, kağnılarla Sibirya’daki çalışma kamplarına gönderilmesi, ölenlerin ise veya buzlar üstüne atılması emrini verdi Bunu, İnguşlar, Tatarlar, Karaçaylar ve Balkarlar gibi diğer Müslüman topluluklar izledi Stalin’in ölüm kamplarında, ne kurşuna, ne de gaz odalarına ihtiyaç duyuldu Bu çalışma kamplarında, mahkûmların üçte biri, soğuktan, açlıktan veya salgın hastalıklardan öldü 2,5 milyon Sovyet Müslümanı tamamen Stalin tarafından öldürüldü Geride kalan Çeçen nüfusun arasında Stalin “Milletlerin kırıcısı” sıfatını aldı Yeni Kitabım “Amerikan Racası”nda, Çeçenlerle ilgili bölümün başlığını “Kafkaslarda Soykırım” olarak koydum Gulag’tan hayatta kalanlar, seçilerek gönderildi, Çeçenistan’a 1991 yılında, Sovyetler Birliği çöktüğünde, Çeçenler diğer Sovyet cumhuriyetleri gibi bağımsızlık talebinde bulundu Bağımsızlık yerine, Boris Yeltsin hükümeti, halı bombaları ve top atışlarıyla 100 bin Çeçeni öldürerek, Çeçenistan’ı işgal etti Çeçen lider Cevher Dudayev, ABD Millî Güvenlik Ajansı (NSA) tarafından Moskova’ya sağlanan telefondan hedef bulma desteğiyle bir suikaste kurban gitti Rivayete göre, bunun karşılığında, Yeltsin, ABD’ye telefonla teşekkür etti Başkan Bill Clinton, Boris Yeltsin’i,” Rusya’nın Abraham Lincoln’ü” olarak övdü İnanılmaz bir şekilde, Çeçen savaşçılar Rus ordusunu geri püskürttü ve de facto olarak bağımsızlığı kazandı Fakat 1999 yılında, Rusya’da 200 kadar kişinin öldüğü binaların bombalanması eylemleri başladı ve bu Rus halkında millî bir paniğe yol açtı Derhal Çeçenler suçlandı Ancak ortada, Çeçenistan işgalini haklı çıkarmak için Rus ajanların bu işleri gerçekleştirdiğine dair rahatsız edici deliler vardı Moskova medyası, bir grup Federal Güvenlik Servisi (FSB, iç güvenlik servisi KGB’nin halefi) casusunun bir apartmanda, patlayıcı yerleştirirken suçüstü yakalandığını bildirdi Yapılan bir “test” sonucu patlayıcıların, sadece son dönemlerde kullanılan “şeker” çuvalları olduğunu açıkladılar Eski bir FSB ajanı olan Alexander Litvinneko, Çeçenistan’a karşı yeni bir savaşı haklı çıkarmak için düzenlenen bu saldırılardaki bir yanlış bayrak operasyonunda, hükümeti suçlayanlarla ortak hareket etti Litvinenko 206 yılında, Londra’da radyoaktif polonyumla zehirlenerek öldürüldü Litvinneko, Kremlin’i, Rus gazeteci Anna Politkovskaya’nın katilin arkasında bulunmakla da suçladı Politkovskaya öldürülmeden önce bana, Çeçenistan’daki insan haklarına karşı girişilen şiddeti açığa çıkardığı için, hükümet tarafından öldürülmesi için işaret edildiğini söyledi FSB başkanı Vladimir Putin, gizemli bombalamaların sebep olduğu Çeçen karşıtı korku sebebiyle birden iktidara getirildi İki yıl sonra benzer ürkütücü 11 Eylül saldırıları, aynı sonucu verdi ve George Bush bir hiçken, kahramana dönüştü ve Afganistan ve Irak’ın işgal edilmesi bahanesini sağladı Güçlü Rusya kuvvetleri, ülkeyi işgale etti ve Çeçen direnişinin belini kırdı Çoğunlukla İslâmcı militanlardan ayrılan bütün ılımlı Çeçen liderler cinayete kurban gitti, en sonuncusu Katar’da 2004 yılında öldürüldü Moskova, cinayet, işkence, kitle halinde karşılık vermeler, adam kaçırmalar ve tecavüzleri kullanarak halkın üzerindeki terör yularını elinde tutan bir kukla Çeçen hükümetini zorla kabul ettirdi Dünya bu tecavüzleri görmezden geldi ama başka bir suça, hâlâ karanlık yönleri bulunan ve 300 Rus öğrenci rehinenin öldürüldüğü Beslan’daki okul baskınına, kendinden geçercesine dikkat kesildi Moskova, Çeçenleri “İslâmcı teröristler” olarak damgaladıktan sonra, dünya 100000 Çeçen’in katledilmesini bütünüyle gözden çıkardı Stalin’in kitle cinayetlerini saymazsak, 1991’den 2010’a, Çeçenler ve Ruslar, Çeçen halkının dörtte biri öldü Fakat Çeçen savaşı devam ediyor Moskova,Kafkasların altından itibaren gittikçe genişleyen kuşatmadan endişe etmektedir Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, bölgede Rusya’nın yönetiminin insanîleştirilmesinden övgüyle bahsetmiştir Fakat metro saldırılarından sonra Putin ve Medvedev, Çeçenistan, Dağıstan ve İnguşetya’daki direnişin imha edileceğini haykırıyor Moskova, Çeçenlere bağımsızlık sunmak suretiyle bu tarihî trajediye bir son vermelidir Bunu yaparken şu riskleri getirir: Bu durum, diğer Kafkasyalı Müslümanların bağımsızlık talebini harekete geçirebilir ve hâlâ Rusya Federasyonu içinde yaşıyor görünen 20 milyonluk güçlü Müslüman azınlığın bir kısmını ateşleyebilir Bağımsız bir Çeçenistan ayrıca, ABD’nin Kafkaslara nüfuz etmesinin ve Rusya’yı kuşatmasının kapılarını açabilir ABD ve Rusya, Gürcistan’da çatışmanın eşiğine gelmekten korktu Soğuk Savaş henüz sona ermedi Bağımsız bir Çeçenistan istikrarsız ve şiddetli olacak Ancak bu, yeni vahşet ve gaddarlık meydana getirmeye devam eden bu korkunç çatışmalardan daha iyidir Modern Rusya’nın Çeçenistan’ı özgürleştirmeye ihtiyacı var *Eric S Margolis ödüllü uluslararası bir köşe yazarıdır Makaleleri, New York Times, International Herald Tribune, Los Angeles Times, Times Of London, The Gulf Times, Khlaeej Times ve Dawn gazetelerinde yayınlanmaktadır

Yazı kategorisi: Çeçenistan Dosyası | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

Çeçen Kara dullar bilmecesi -Pepe Escobar-Çeçenistan Dosyası-www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Nisan 17, 2010

 Beyazrenkler Forum | Ruhunuzun Renkleri! > HER TELDEN > Türk ve Dünya Basını > Dünya Basını > Çeçenistan Basını > Çeçenistan Dosyası Çeçen Kara dullar bilmecesi -Pepe Escobar-Çeçenistan Dosyası http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=26471

——————————————————————————–

Rus siyasetciler, intihar bombalamalarının, yalnızca Çeçenistan’da değil, bütün Kafkasya’da, baskıyı yeniden hızlandırması için Putin’e yardım edeceği konusunda hem fikir Pepe Escobar* Onlar, 25 yaşından büyük olmayan, Kafkas simalı, siyah saçlı “Kara Dullardı” Onlar, birçok Çeçen ve Özbekle beraber Türkiye üzerinden— Orta Asya ve Kafkaslar boyunca devamlı ortalığı kasıp kavurmayı planlayan El Kaide’nin uzun hattının bir parçası— Pakistan aşiretler bölgesi Veziristan’a gelerek burada, Ebu Hanife liderliğindeki El-Kaide tarafından eğitildi Kara Dullar, Pakistan’ın aşiretler bölgesinden, önce Belucistan’a sonra da İran’ın Sistan-Belucistan eyaletine- İran’dan Azerbaycan’a kolayca geçilen Tahran karşıtı Sünnî Cundullah örgütü ve El-Kaide arasındaki bir anlaşmadan faydalanarak- oradan da zaten içinde bulundukları Kafkaslara ve nihayetinde de güney Rusya’ya ulaştı Pazartesi günü, sessiz, isimsiz, ansızın iki Çeçen Kara Dul, Moskova metrosunda 39 kişiyi öldürüp, 64 kişiyi yaralayarak intihar eylemcisine dönüştü ve şehid oldu Robert Ludlum’un Bourne serisi komplo teorisi doğrultusundaki bu heyecanlı hikâyede bir problem var Moskova-Af-Pak bağlantısının bir anlamı yok Ben Bomba Yapacağım, Sen havaya uçacaksın Usame Bin Ladin ve Eymen Zevahiri’nin, Çeçenistan’ı kullanarak savaşçıları Rusya’ya getirmek için, OrtaAsya/Kafkasya’ya götüren daha kompleks bir yol haritası çizmiş olmalı Ama radikal İslâm, şehidleri ister istemez kucaklamıyor 2008 yılında, El-Kaide’nin iki numarası Eymen Zevahiri, üstü kapalı olarak, kadınların cihada iştirak etmemelerini ifade etti 2009 yılında, Zevahiri’nin karısı Kumeyne el-Zevahiri, “Müslüman kız kardeşlerine” yazdığı bir mektupta, eğer bunu yapacaklarsa, yanlarında onlara iştirak edecek bir erkek bulundurmalarını tavsiye etti “Erkek iştirakçi” izi, Moskova metrosu güvenlik kameraları- bombalamalara katılan şüpheli bir erkeğin kimliğini belirledi- yardımıyla pekişti Şayet Kara Dullar Af-Pak’da eğitilmediyse, besbelli ki, Çeçenler tarafından eğitilmek zorundaydılar Bu, Alexander Tikhomirov olarak doğan, karizmatik usta ideolog Said Buryatsky’nin işi olacaktı Buryatsky, 2 Mart’ta Federal Güvenlik Servisi’ne (FSB, eski KGB) bağlı bir komando tarafından öldürüldü Yani, intihar bombaları bir intikam eylemi olabilirdi Buryatsky, doğduğu Kuzey Kafkasya’da ilan ettiği Emirlikle, bölgeyi yönetmek isteyen ve on binlerce taraftara sahip, adı çok iyi bilinen Doku Umarov’un iki numaralı adamıydı Rusya geçtiğimiz yıl, Rusya Federasyonu’na bağlı yarı özerk bölge Çeçenistan’da, karşı terörizmin sona erdiğini görkemli bir şekilde duyurdu ve zaferini ilan etti Bütün İsyancı Çeçen cihadcıları ayakaltına alınmış göründü Çok uzun geçmedi Umarov geçtiğimiz ay, bir video kaydıyla, bütün Rusları “savaş evinize geri gelecek” diye ikaz etti Ve geri döndü, sadece evlere değil, büyük bir cesaretle, FSB’nin merkezinin altındaki Lubyanka metro istasyonuna da Kremlin ve FSB için Buryatsky, geçtiğimiz yıl Kasım ayında, 26 kişini öldüğü, 100 kişinin yaralandığı, Moskova-St Petersburg arasında çalışan ekspres trene düzenlenen saldırı ile Haziran 2009’daki İnguşitya devlet başkanı Yunus Bek Yevkurov’u öldüren intihar saldırısının beyniydi Buryatsky 30 intihar bombacısı eğiti, bunlardan 9’u öldü, geriye 21 kişi kaldı Bunların hâlen Rusya’da, muhtemelen Moskova’da olduğuna inanılıyor Şehidelerin Gölge Oyunu İlk Çeçen “Kara Dul”, 2001 Kasım’ında kocasını öldürmekten sorumlu tuttuğu bir Rus generali öldüren Kuiza Gazuyeva idi 2001 sonunda hâlâ, adı bilinen Çeçen savaş lordu Şamil Basayev, kadın ve erkeklerden oluşan ve Riyazü’s Salihîn adını verdiği bir şehidler müfrezesi oluşturdu Kara Dullar 2004 yılında bir seri saldırılarda bulundu Basayev 2006 yılında FSB tarafından öldürüldü Alix dela Grange, sayısız kereler ateş hattına gidip, Çeçen kadınlarla görüşmelerde bulunan Çeçenistan üzerine bir İsviçreli uzman Alex, şayet Kara Dullar gerçekten Moskova’daki intiha eylemcileriyse, onlar, “kesinlikle, bir fanatik tarafından ilaçla uyuşturulmuş ve manipüle edilmişlerdir” Kara Dullar genellikle, kocalarını veya aileleri öldürülmüş ve kaybedecek başka şeyleri olmayan, genç ve karamsar kadınlardır İslâmcılar için, onları, ölüme giden bir asker olarak kullanmak çok kolaydır 2002 yılın, Moskova’da bulunan Dubrovka tiyatrosundaki rehine dramında Kara Dullar vardı; Kara Dullar’a plânın çoğu söylenmez Moskova’daki bombalı eylemlere gelince, bir “ erkek gönüldaşları tarafından” uzaktan kumandalı bir bombayla patlatılmış olabilirler De la Grange, Moskova’daki Kara Dulların Pakistan’da eğitildiklerinden emin değil” Dela Grange “Kara Dullar’ın, Pakistan’a gitmelerine ihtiyaçları yok, bulundukları yerde, ihtiyaçları olan her şeye sahipler Ve Çeçenistan içinde seyahat etmek çok zordur, bütün sınırlarda olağanüstü kontrollere maruz kalırlar” Diyor De la Grange’ın söyledikleri, kadın intihar bombacılarının aileleriyle gerçekleştirdiği röportajları esas alan ve gazeteci Lulia Jusik tarafından 2005 yılında yayınlanan “Allah’la Nişanlananlar- des Fiancess d’Allah” bir çalışmayı desteklemektedir Bir Kara Dul, esasında Allah’ı çılgınca sevdiği için değil, umutsuzlukla hareket eder Jusik ima yoluyla, Çeçen erkeklerin asla intihar bombacısı olmadıklarını da söyledi2001 yılındaki bombalama kampanyasının başlamasından itibaren, uygun kadınları kullandılar Kullandıkları bombalar, imal edilmeli, taşınmalı ve onarlın üzerine monte edilmelidir; buna dikkat ederler Kara Dullara ilaç hap verirler ve patlayıcıların mekanizmasını uzaktan kumandaya bağlarlar İşte, Çeçenistan, Filistin ve Irak’takiler arasındaki anahtar fark budur 2008 yılında, Irak’ın Diyala eyaletinde, şehide olmayı arzulayan en az 16 kişi tutuklandı Ayrıca, onların ailelerindeki erkelerin çoğu intihar eylemlerinde ölen bombacılardı ABD’deki Cihad Jane’nden 5 yıl önce, Belçikalı beyaz bir kadın olan Muriel, umutsuz bir hâlde, Baküba’da intihar eylemcisi olmaya karar verdi İlk kadın intihar eylemcisinin 1985 yılında, eylemini yaptığına inanılmaktadır O eylemin Radikal İslâm’la bir alakası yoktu Sri Lanka’daki Tamil Kaplanları, Marksist örgütler ve Türk Kürdistan’ındaki Kürdistan İşçi Partisi’nde olduğu gibi, sayısız hadisede kadınlar, intihar eylemcisi olarak çok güvenlidir İlk şehide, 1995 yılında kendini patlatan bir Filistinliydi O da, Allah aşkıyla değil, umutsuzlukla hareket etmişti Moskova’nın Gizli eli Yani,El-Kaide’nin, öncelikle Orta Asya, doğu İran, Afganistan’ın çoğu ve Pakistan’ın kuzeyiyle birleşecek Horasan’da bir İslâmi Emirlik oyununda bile, Moskova’daki eylemin bir Af-PAk bağlantısı yok(Horasan, İran’ın batısındaki Meşhed’dedir) FSB-El-Kaide’nin adını zikretmeden- hemen, trans Kafkasya Emirliği kurmak isteyen Kuzey Kafkasyalı cihadcıları suçladı “Kafkasya’dan gelen terörist” profilini dikkatle izleyen Moskova metrosunu kullananlardan elde edilen bilgiler, iki Kara Dulun dikkat çekmemek için tamamen Dolce&Gabbana ile giydirildiklerini gösteriyordu Ama ortada rahatsız eden bir ihtimal var Ya bu, FSB tarafından dikkatle yürütülen yanıltıcı bir bayrak operasyonu ise? De la Grange hızla vuru gibi “2020 yılında, Dubrako tiyatrosundaki eylem bütünüyle Moskova’nın kontrolündeydi 41 Çeçen komandosu için, FSB ve polisin işbirliği olmaksızın, patlayıcılar ve kimyasal silah yüklü bir araçla bütün Moskova’yı bir uçtan diğer uca dolaşmak imkânsız gibi bir şeydi Putin istihbarat servislerine, teröristleri bulun ve “lağıma süpürün emri verdi” Başbakan Putin’in, 2000 Mart’ındaki seçimi kazandığında, “Çeçenler, onları tuvalet çukurlarına atacağız” deyişindeki gibi, çoğunlukla aynı kelimeleri kullanarak konuşması tesadüf değildir Rus siyaset akademisyenlerinin en iyi ve en zekileri, intihar bombalamalarının, bütün Kafkasya’da, yalnızca Çeçenistan’da değil, İnguşitya ve Dağıstan’da da, baskıyı yeniden hızlandırması için Putin’e yardım edeceği konusunda hem fikirler Mesele dile geliyor: Çarşamba günü, huzursuz Dağıstan Cumhuriyeti’ndeki iki bombalı eylemde, aralarında bölgesel polis şefinin de bulunduğu en az 9 kişi öldürüldü BBC muhabiri, bombanın, Kızılyar’daki, FSB güvenlik şubesi ve yerel İçişleri Bakanlığı ofisinin önünde bombalı bir aracın patladığını bildirdi Bu patlamayı, hemen ardından aynı caddede ikinci bir patlama takip etti De la Grange’a göre, ülkenin en güçlü adamı olmasına iki yılı kala Putin, devlet başkanı olarak pozisyonunu tekrar ilan edecek ortamı sağlayabilmek için, gösterişli bir şekilde, toplumu terörizmden koruyacak birini güçlü var demeye getiriyor Yani, saldırılar, Putin ve FSB tarafından yönetildi veya yaptırıldı Çeçen isyancılar, Radikal İslâmcılar ve FSB arasında şüpheli bir ittifak var Her neyse, biz, Moskova’daki eylemlerin çoğunlukla Putin ve FSB’ye getirdiği kâra bakarız Yani sonunda Kara Dullar Rus istihbaratı için mi çalıştı? Ya Kara dullar diye bir şey yoksa, fakat… hayaletler mi? *Brezilyalı ünlü gazeteci ve yazar Bu makale Fazıl Duygun tarafından timeturkcom için tercüme edilmiştir __________________ “Bizi aldatan bizden değildir” HzMuhammed Sana bir ayna getirdim ; Kendine bak ve beni hatırla “Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” HzMevlana Birlikte ayakta durabiliriz; bölünürsek düşeriz

Yazı kategorisi: Çeçenistan Dosyası | » yorum bırak;

Avustralya ile ‘Süryani soykırımı’ krizi -Ermenilerin Katliamları- BESAM-www.beyazrenkler.com/forum

Posted by wwwbeyazrenklerorg Aralık 12, 2009

http://www.beyazrenkler.com/forum/index.php/topic,958.new.html#new

Süryani Evrensel İttifakı adlı derneğin başı çektiği bir grup, “Türkler bize soykırım yaptı” diye Sydney’deki Fairfield semtinin göbeğine topuz şeklinde kocaman bir soykırım anıtı dikmeye hazırlanıyor. Fairfield Belediye Meclisi konuyu 15 Aralık Salı günkü toplantısında karara bağlayacak. Avustralyalı Türkler bu haksız girişimi durdurmak için e-dilekçe kampanyası başlattı.

(Deniz Batuk / CNNTurk.com / Avustralya) – Fairfield semtine yerleştirilecek olan 4,5 metre yüksekliğindeki heykel, “Süryani bayrağı” ile birlikte bir küreyi tutan eli betimliyor, amacı da “insanların soykırım korkusu olmadan yaşaması” gibi bir şekilde açıklanıyor.

Anıt, 20′nci yüzyılda dini ve siyasi sebeplerle “Türkiye, Irak, İran‘da özellikle 1915 ve sonrasında öldürülen kişilerin anısı”na açılacak.

Heykelin dikileceği Bonnyrigg parkının karşısındaki arazinin adı da tarihteki Süryani devletinin başkenti olan ‘Ninova’ bahçesi olacak.

Her 10 kişiden birinin Süryani olduğu açıklanan Fairfield’de, Belediye Meclisi konuya hassas görünüyor.

Anıt dikilmesi için Süryani Evrensel İttifakı’nın sunduğu teklif 15 Aralık 2009 Salı günü Fairfield Belediye Meclisi’nde görüşülecek.

Türk, Iraklı ve İranlılardan zulüm gördüklerini, hala travma yaşadıklarını belirten Süryani birliği, “Dünyanın en iyi kenti Sydney’de yaşamaktan dolayı kendimizi ayrıcalıklı sayıyoruz ama toplumumuz ne yazık ki geçmişte yaşanan trajik olayları hala unutamıyor. Soykırım yüzünden devletsiz kaldık” diyor.

Bu Fairfield’daki Süryanilerin ’soykırım’ anıtı açmak için bu yıl ikinci denemeleri. Assyrian Universal Alliance / Süryani Evrensel İttifakı’nın sözcüsü Hermiz Şahin, Fairfield’in yerel gazetesi Fairfield Advance’de çıkan haberde bakın ne diyor:  “Bu çok büyük bir heykel olacak. Herkes bunu duyacak ve yurtdışından bu anıtı ziyarete gelecekler.”

Sydney bir nevi Erivan olacak anlayacağınız. Erivan’daki soykırım anıtının Süryani versiyonu, yurtdışından politikacıları, ziyaretçileri ağırlayacak.

Süryani birliği, NSW Local Government Association / NSW Belediyeler Birliği’nin zaten Süryani soykırımını tanıdığını iddia ederek, kendilerini destekleyen bir diğer kanıt olarak da International Association of Genocide Scholars / Uluslararası Soykırım Araştırmacıları Birliği’nin 2007 yılında yayınladığı bir kararı sunuyor teklifinde.

Bu kararda, Türklerin 1914 ve 1923 yılları arasında Osmanlı Yunanına, Ermenilere, Pontuslu Rumlara ve Süryanilere ’soykırım’ uyguladığı iddiası yer alıyor. Daha önce Fransa, İsveç,ABD‘de de rahatça ‘Süryani soykırımı’ anıtları açtıklarını dile getiren dernek yöneticileri, sıranın artık Avustralya’ya geldiğine dikkat çekiyor.

Anıtın üzerindeki tabelada şunlar yazacak: “Bu heykel 1915′te 1. Dünya Savaşı’nda, 1933′teki Simile Katliamı’nda (Irak) ve sonrasında yaşamını yitiren Süryani Soykırımı kurbanlarına adanmıştır.” The Assyrian Universal Alliance – Australia Sydney.

Bu şemsiye kuruluşu Avustralya’da bulunan ve İran, Irak ve Türkiye’den gelen Süryanilerin kurduğu çok sayıda dernek de destekliyor. Süryani Türklerin derneği Babylon Cultural Association da organizasyonun içinde.

Anıta destek veren tüm kuruluşların adı, belediyeden gelen yazıda, The Assyrian Australian National Federation, The Assyrian Australian Association, The Assyrian Charity and Educational Community, Assyrian National Centre, Babylon Cultural Association ve Assyrian Universal Alliance olarak sıralanıyor.

Fairfield Advance gazetesinde çıkan habere bakılırsa, Fairfield belediyesi başkan yardımcıları Anwar Khoshaba, Sam Yousif ve Albert Mooshi, Assyrian Universal Alliance ile “çok sıkı” ilişkileri olduğunu beyan ediyorlar. Elimize geçen belediye bülteninden anlaşılıyor ki, bu heykelin tüm masrafı da Süryani Evrensel İttifakı tarafından karşılanıyor.

Tarihsel temelden yoksun ve Avustralya’da uyum içinde yaşayan etnik topluluklar arasında ayrımcılık ve husumet yaratmaya hizmet edecek bu girişim elbette, Türkiye Cumhuriyeti ile Avustralya devleti arasındaki ilişkileri de olumsuz etkileyecek. Aldığımız bilgilere göre, konuyla ilgili Türkiye Cumhuriyeti Sydney Başkonsolosluğu da eyalet hükümeti ve yerel yönetimler nezdinde gerekli resmi girişimlerde bulunuyor. Bakalım 15 Aralık Salı Günü Fairfield Belediyesi Meclis Üyeleri ne yönde karar alacak, merakla bekliyoruz.

Türk toplumunda e-dilekçe kampanyası

Sözde “Süryani soykırımı” anıtı teklifinin belediye meclisince ret edilmesi için, Avustralyalı Türkler de http://www.gopetition.com/online/32646.html adresinden bir e-dilekçe kampanyası başlattı. Avustralya’daki Türk dernek ve birlikleri de birleşerek bu girişime karşı sivil harekete geçtiler:

NSW Türk Kuruluşları Konsey Başkanı Dursun Candemir:
“Biz bu tür olayları zaman zaman bekliyoruz. Osmanlı İmparatorluğu 30′dan fazla milleti bir arada tutmuş. Dolayısıyla o günkü problemler bugünün şartları ile değerlendirilemez. Eğer bugünün şartları ile değerlendirilecekse, İngilizler, Avustralyalılar, İspanyollar, Fransızlar, Amerikalıların da kendi olaylarını aynı bakış açısıyla değerlendirmeleri lazım. Süryanilerin, soykırıma uğradığı, kökten yok edildiğine dair suçlamaları var. Üstelik bugün Süryaniler Mardin, Midyat, Nusaybin çevresinde gayet zengin muhitlerde yaşıyorlar. Türkiye’den İsviçre’ye, bir kısmı da İsveç’e giderek zenginleştiler ve Türkiye’ye döndüler. Bugün Mardin’de, Midyat’ta lüks villalar içinde, İstanbul’da bile kimsenin yaşayamayacağı lüks standartlarda yaşıyorlar. Ermenilerden esinleniyorlar. Bu girişimin arkasında Türkiye’ye ve Osmanlı’ya karşı olan kin var.”

Avustralya Türk Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Mehmet Karamemiş:
“Biz göçmenler geldiğimiz ülkelerdeki problemleri Avustralya’ya taşımamalıyız. Bunlara hazırlıklı olmamız lazım, bizlere kin besleyenler birbirlerine destek oluyorlar. Ermenistan yaptıkları ile bir şeyler elde etmek üzere, başka gruplar da kendilerini dünya kamuoyuna duyurmak için aynı yolu, en kolay yolu seçiyorlar. Madem Süryanilerin bir kısmı da Irak‘ta katliama uğramış, Irak kökenliler. Neden bu anıtı Irak‘ta yapmıyorlar. Üstelik şimdi ABDyüzünden Irak‘ta siyasi ortam da müsait. Neden Avustralya’yı seçiyorlar, çok manidar.”

Sydney Türk Dayanışma Derneği Başkanı:
“Süryaniler Türkiye’de gayet rahat, en güzel yerlerde yaşıyorlar. Kimse kimseye karışmıyor. Böyle bir anıtı kesinlikle kabul etmiyoruz, bunu saçma ve yanlış buluyoruz. Her önüne gelen istediği yere heykel dikememeli. Neden buradaki Türk toplumunu bu denli rahatsız ediyorlar? Bizim hem eyalet hem federal hükümetin başbakanlarına bu konuyu iletmemiz lazım.”

Auburn Gelibolu Cami Derneği Başkanı:
“Dünyada Türk düşmanlığı almış başını gidiyor. Süryani derneklerince yapılan bu iş Avustralya’da bölücülük yapmaktır. Türkiye açısından bakarsak, Süryaniler yıllarca Türkiye’nin aşını, ekmeğini yemişler. Olmaması lazım. Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti devletinin de buradaki Türk toplumuna sahip çıkması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Avustralya’da güçlü bir Türk lobisi oluşturmak için ön ayak olmalıdır, her şeyi fahri olarak vatandaşlardan beklemek doğru değil.”

Yazı kategorisi: Uncategorized | » yorum bırak;

FETULLAHIN TEHDITLERI VE ERGENEKON-Leyla Tavsanoglu-Fethullah Gülen Dosyası-BESAM-www.beyazrenkler.com/forum

Posted by wwwbeyazrenklerorg Aralık 12, 2009

12 Aralık

FETULLAHIN TEHDITLERI VE ERGENEKON-Leyla Tavsanoglu-Fethullah Gülen Dosyası-BESAM-www.beyazrenkler.com/forum

  
 
Dogrulari yazdigim icin korkuyorlar

“Ergenekon’a inanmayan ve Gülen Cemaati’yle ters düşen herkes şu anda saldırıya uğruyor Bu kişiler üzerinde inanılmaz bir terör estiriliyor”

05-12-2009 23:56
AFÖ(azılı fethullahçı örgüt)’ün Ergenekon tertibini deşifre eden araştırmacıyı tehdit ettiği ortaya çıktı…
Ünlü Ergenekon Raporu’nu yazan İngiliz gazeteci Gareth Jenkins ağır saldırılara uğradığını söylüyor:
Leyla Tavsanoglu
Cumhuriyet-

Ergenekon davasının iddianamelerinden yola çıkılarak hazırlanan “Gerçekle Düş Arasında: Türkiye’nin Ergenekon Soruşturması” başlıklı raporun yazarı İngiliz gazeteci Gareth Jenkins’le konuşuyoruz Jenkins iddianamelerde ciddi mantıksızlıklar olduğunu vurguluyor Dış dünyada Ergenekon davasının gittikçe daha fazla sorgulanmaya başlandığını belirtiyor Davanın AKP hükümeti muhaliflerini bastırmak amacıyla açıldığı kanısının yaygınlaşmaya başladığına işaret ediyor ve Gülen Cemaati’nin işin arkasında olduğu kuşkularını dile getiriyor “Rapor nedeniyle bana hakaretler edildi, yalanlar söylendi Bu rapor iddianameleri temel alıyor

Bana karşı çıkanlar önce iddianameleri okusunlar Üstelik İslami Cihad sitesinde beni hedef gösterdiler Beni öldürebilirler Ama sonuna kadar gerçek ve doğru bildiklerimi söylemeye devam edeceğim Neden korkuyorlar? Demek gizlemek istedikleri bir şeyler var” diyor

- Siz Ergenekon davasına neden bu kadar merak duydunuz da 5 bin 800 sayfayı bulan iddianameleri satır satır okuyup rapor yazdınız? Bir de Ergenekon davasının arkasında Gülen Cemaati olduğunu telaffuz ettiniz Neden?

- Aslında Ergenekon olayı Haziran 2007’de ortaya çıkınca fazla önemsenmedi Ancak Ocak 2008’de Türk kamuoyunun çok iyi tanıdığı isimler içeri alınınca o zaman ben bu işi merak etmeye başladım Bu kişiler Susurluk davasından tanıdığımız Veli Küçük ve birkaç askerdi Ondan sonra iş büyümeye başladı Ben Ocak 2008’de, “Bu galiba Susurluk’un devamı olacak” diye düşündüm Derken yeni gözaltı dalgaları geldi O zaman Ergenekon’un benim düşündüğüm amacından sapmaya başladığını gördüm

Dış dünyanın Ergenekon’a bakışı değişti

Bildiğim kadarıyla şu anda Fethullah Gülen ABD’nin Pennsylvania eyaletinde yaşıyor Ben Fethullah Gülen’in birebir bu işle ilişkili olduğunu sanmıyorum Ben raporumda da yazdım Gülen Hareketi’nin kimi basın organları var Bunlar bu davanın itici güçleri oluyor

Bu yayın organlarında, “İddianame böyle böyle yazıyor” diye haber yapıyorlar, köşe yazıları çıkıyor Ama iddianameye bakıyorsunuz, böyle bir şey yok Bu tür kanıtlar onların iddia ettikleri gibi iddianamede yer almamış Ben Gülen Hareketi’ni tümüyle suçlamak istemiyorum Ama bu harekete bağlı bir avuç aktivist bütün bunları yapıyor İşte, gördük Benim bu rapor kamuoyunda duyulduktan sonra bana etmedikleri hakaret, iftira kalmadı Tam bir karalama kampanyası açtılar Ama öte yandan ne rapora ne de söylediklerime bakıyorlar Şimdi panik halindeler

Çünkü artık herkes raporun gerçekleri yansıttığını görmeye başladı

- Yani kamuoyunun büyük bölümü raporun içeriğine inandı ve kafasında soru işaretleri oluşmaya mı başladı?

- Soru işaretleri zaten oluşmaya başlamıştı Bu da nisan ayında “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasına yapılan baskın, Prof Türkan Saylan’ın evinin ve ÇYDD’nin genel merkez ve şubelerinin aranması, bilgisiyarlara el konması, ÇEV’e yapılan baskın üzerine oldu Ayrıca Prof Mehmet Haberal’ın içeri alınması dikkat çekti Dış dünyada tanınan bir isim Haberal’ın kesinlikle bu işlerle ilgisi olmadığı biliniyordu

Yurtdışında Türkiye’deki derin devletin varlığı biliniyordu Ben de raporda bunu yazdım Ergenekon davası açıldığında dış dünyada Türkiye’nin derin devleti tasfiye sürecine girdiği düşünüldü Ama daha sonra yavaş yavaş işin içinde başka bir iş olduğunu düşünmeye başladılar

Tabii toplam 5 bin 800 sayfalık iddianameyi okumak kolay değil Ama ben hepsini okudum Dış dünyada tabii ki bu iddianameyi Türkçe bilmedikleri için okuyamadılar Ama bu konuda İngilizce bir rapor yazılınca çok merak uyandı Çünkü dış dünyada Ergenekon davasıyla derin devletin üzerine gidildiği izlenimi doğmuştu Ben de zaten raporumda derin devletin gerçek olduğunu yazdım Daha sonra dış dünyada davaya bakış yavaş yavaş değişmeye başladı Milliyet’te benim raporumun ABD’de davaya bakışı 180 derece değiştirdiği yazıldı Bu doğru değil Ben raporu yazmadan önce düşünceler değişmeye zaten başlamıştı Çok tuhaf ve mantıksız işler olunca yabancıların aklında soru işaretleri doğal olarak uyanıyor

Fethullahçı militanlardan hakaretler

- Yapılanlar gerçekten mantıksız mı? Vakıf üniversitelerinin, devlet üniversitelerinin muhalif rektörleri, burs veren vakıfların yöneticileri içeri alınıyor Acaba bu insanlar Fethullah Gülen okullarının rakipleri görüldükleri için mi içeri alındılar?

- Böyle bir imaj var Benim de aklıma bu sorular geliyor Ama yüzde yüz emin olmadan bir şey söylemek güç

- İlginç bir açıklama da raporun konu edildiği Washington’da 18 Kasım günü düzenlenen Arı Vakfı toplantısını yöneten Yurter Özcan’dan geldi

“Ergenekon’a inanmayan ve Gülen Cemaati’yle ters düşen herkes şu anda saldırıya uğruyor Bu kişiler üzerinde inanılmaz bir terör estiriliyor” dedi

Sizce neden böyle yapılıyor?

- Bunlar Washington’a kadar gittiler, “Biz demokratız” diyorlar Ama gördüğümüz kadarıyla onlara karşı çıkanları sürekli karalamaya çalışıyorlar Hakaret ediyorlar Kendimize demokrat diyorsak birbirimizin fikirlerine tahammül etmeliyiz

En azından karşımızdakini susturmaya çalışmamalıyız
Dediğim gibi, şimdi korkuyorlar Çünkü sonunda biri çıktı ve 5 bin 800 sayfalık üç iddianamenin tamamını okudu Belki bir dördüncü iddianame yoldadır Ama olsun Ben hazır olanları okumuş bulunuyorum Burada şunu vurguluyorum: Raporda yazdıklarımı kafadan atmadım Bütün alıntılar iddianamelerdendir O nedenle korkuyorlar ve beni susturmaya, karalamaya çalışıyorlar Eğer demokratsak, terbiyeli, kibar bir biçimde tartışalım Hiç kimse yazdıklarıma katılmak zorunda değil Ama hiç kimse de iddianameyi okumadan ahkâm kesmesin

Fethullah Gülen’in basın organları bana bunun için karşı çıkıyor Çünkü biliyorlar ki iddianamenin tamamını okuyan olursa gerçekler de ortaya çıkacak

- Sizce Gülen Cemaati’nin aktivistleri ve yayın organları neden böyle bir davanın açılmasını can ve yürekten desteklediler?

- Bu davayı destekleyen iki taraf var Bir taraf 28 Şubat’ın, öbür taraf da 12 Eylül’ün rövanşını almak istiyor Tam anlamıyla intikam duygularıyla hareket ediyorlar Örneğin bir Taraf gazetesi var İnanılmaz bir biçimde intikam duygularıyla yayın yapıyor Bu da en büyük sorun Böyle bir davada intikam duygularına yer olmamalı Dava adil bir biçimde görülmeli

Adaletin temeli kanıttır İddianameye bakıyorsunuz Ergenekon diye bir örgütün varlığına dair tek bir kanıt yok

- Ergenekon davası, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in günlüklerinde yazılanlardan yola çıkılarak açıldı Ama Örnek bugün ifadesine başvurulana kadar ne tanık ne da sanık oldu Bu durum sizce de tuhaf değil mi?

- Bu darbe günlüklerini okuduğunuz zaman içinin boş olduğunu görüyorsunuz Günlüklerden adamın kendini yalnız bırakılmış hissettiğini anlıyorsunuz AKP’ye karşı anlaşılan harekete geçmek istemiş Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e de kendisini desteklemediği için sinirlendiği belli Ama örgüt kurulmasıyla ilgili günlüklerde en ufak bir kanıt yok

Raporuma gösterilen tepkinin amacı bana saldırmak, bana hakaret etmek ve hakkımda yalanlar uydurmaktır İstediklerini yapsınlar İsterlerse beni öldürsünler Hiçbir şey değişmez Ben sonuna kadar doğru ve gerçek bildiğimi söylemeye devam edeceğim İddianameler orada duruyor Ben iddianamelerden yola çıkarak o raporu yazdım İddianamelerde yazılanlardan konuşmak yerine bana saldırmayı tercih ederseniz gizlemek istediğiniz bir şeyler var demektir

Ayrıca hiç kimsenin benimle aynı fikri paylaşması gerekmez Benimle aynı fikirde değillerse iddianameleri okusunlar Bana karşı çıkanların çoğu raporu bile okumadılar Bir de şunu belirteyim İslami Cihad’ın bir sitesi var Buna Zaman ve Taraf’ta yayımlanan benim raporu, ayrıca bütün bağlantı numaralarımı ve adresi koymuşlar Zaman ve Taraf bundan memnunsa o onların sorunu Yazdıklarımı eleştirecek yerde bana saldırıyorlarsa demek ki gizlemek istedikleri bir şeyler var Orta yaşlı bir adamdan neden korkuyorlar, anlamıyorum

- Sizin rapordan anladığım kadarıyla Gülen Cemaati’nin Türkiye’de, özellikle bu davada çok etkili olduğunu söylüyorsunuz Yoksa Gülen Cemaati mi artık Türkiye’yi yönetiyor?

- Şu anda Türkiye’de en güçlü onlar Bakın, o kadar hâkim ve savcı dinlendi Talep de birkaç savcıdan geldi Ergenekon savcıları bugün inanılmaz güçlüler Bakın, “Baba Beni Okula Gönder” kampanyası, ardından ÇYDD baskına uğradı

Sonra ÇYDD bursuyla okuyan çocukların kayıtları PKK’yle ilgileri var mı yok mu diye incelendi Bütün bu işler için inanılmaz paralar, zaman, enerji harcanması, sayısız insan çalıştırılması lazım Kimse bunlara dur diyemiyor Ergenekon davasına dönersem… Bu dava, sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gider ve Türkiye suçlu bulunur Bugün Türkiye’de AKP’yi desteklemeyen herkes korku içinde

- Cumhuriyet’e atılan el bombalarıyla Ümraniye’deki evde bulunan bombaların seri numaralarının birbirini tuttuğu kimi köşe yazarları tarafından savunuldu Ama siz raporda bunun kesin bir durum olmadığını yazıyorsunuz…

- Çıkan haberlere bakarsak şunu görüyoruz: Bu bombalardan Türkiye’nin hemen hemen her yerinde kullanılmış Ortada somut bir kanıt yok Dediğim gibi adaletin temeli somut kanıttır Aynı durum Alparslan Arslan için de geçerli Evet, Danıştay baskınını yaptığını biliyoruz, ama azmettiricisi var mı yok mu bilmiyoruz Kanıt yok

Eğer Alparslan Arslan’ın arkasında ordu var demek istiyorlarsa kanıt göstersinler Tek kanıt Osman Yıldırım’ın ifadeleri Zaten Osman Yıldırım daha sonra sözlerini geri aldı Birinci iddianamede Osman Yıldırım’ın verdiği Ergenekon’un ölüm listesi var İçinde Şener Eruygur, Bülent Eczacıbaşı, Tuncay Özkan, Ahmet Necdet Sezer, Orhan Pamuk olmak üzere pek çok kişi var Ama bakıyorsunuz, ikinci iddianamede Şener Eruygur Ergenekon’un lider kadrosunda yer alıyor Adam hem örgütü kuracak hem de kendini o örgüte öldürtecek Böyle mantıksızlık mı olur?

Zaten sözüne güvenilmez ve kişilik bozukluğu olduğu doktor raporuyla sabit Osman Yıldırım’ın ifadelerinden nasıl yola çıkılabilir? Bu şekilde kafa karıştırılarak hiçbir zaman gerçeğe varılamaz Gerçekten böyle bir çete var mı? Hiçbir zaman anlaşılamayacak Suçsuzlar içerde kalacak, suçlular serbestçe ortalıkta dolaşacak İşin bu tehlikesi var

Zaten herkes de bundan şikâyet ediyor Bakın, bu dava er ya da geç düşecek Düşmezse AİHM’den dönecek Bu yüzde yüz kesindir Kimsenin şüphesi olmasın Zaten iddianame şaka gibi Beş yaşında bir çocuk bile bunu ciddiye almaz

- Ortalıkta uçuşan belgeler hep aynı gazeteye yani Taraf’a servis ediliyor Geçen gün Taraf gazetesi rapordan yola çıkarak size fena halde yüklenmiş Sizce Taraf ne yapmaya çalışıyor?

- Aynı Taraf Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini NTV’nin düşürdüğünü de ileri sürdü Böyle bir gazeteyi ne kadar ciddiye alabiliriz? Bilmiyorum Yöneticisi eski solcu İntikam almaya çalışıyor Yarın TSK kansere çare buldu diyelim Taraf hemen şiddetle karşı çıkar

Tıpkı CHP’nin AKP’ye yaptığı gibi Taraf yönetiminde TSK’ye karşı ciddi bir nefret duygusu var Doğru olup olmadığına bakmadan ellerine ne gelirse yayımlıyorlar Zaten umurlarında da değil Tek amaçları askere karşı olsun Vur askere…

- İddianamede İlhan Selçuk çalıştığı ve yönettiği gazeteyi bombalatmış oluyor Buna ne diyorsunuz?

- İddianameye göre bombaları İslamcıları suçlatmak için Ergenekon attı İlhan Selçuk da bunu köşe yazısında itiraf etti Yani, böyle bir şey olur mu? İnsan böyle bir şey yaparsa en azından gizlemek ister Açık açık yazar mı? Mantığa sığıyor mu? İddianamede buna benzer binlerce mantıksızlık var Dolayısıyla bugüne kadar Örnek’in çağrılmaması da mantıksızlığın başka bir örneği

- Raporunuzda Tuncay Güney’e atıfta bulunuyorsunuz ve “Tuncay Güney’in Türkçesi, evinde ele geçirilen belgeleri yazmaya yeterli değil” diyorsunuz Siz Güney’i tanıyor musunuz?
- Güney’in Türkçesi benimkinden beter Onu tanımıyorum Ama bazı yazdıklarını okudum Adam cümle bile kuramıyor O nedenle de evinde ele geçirilen belgeleri onun yazdığını hiç sanmıyorum
Ayrıca Tuncay Güney güvenilmez birisi Onun ifadelerine nasıl inanabilirsiniz ki?

- Sizce Tuncay Güney kim?
- Bana kalırsa hasta bir insan Onun doktora ihtiyacı var Tam bir doğuştan yalancı

- Tamam da, doğuştan yalancı olduğu besbelli bir adama bunca zaman inanıp iddianameler hazırlandı, onlarca insan içeri atıldı Bu nasıl iş?
- Onu bilemem Size bu adamın nasıl güvenilmez olduğunu örneğiyle anlatayım: “Veli Küçük eroin kaçakçılığı yapıyordu Biliyorum Çünkü Fransız istihbaratı OGD bana söyledi” dedi OGD diye bir Fransız istihbarat örgütü yok OGD Fransa’da bir gazete ve dergi dağıtım kuruluşu

Ayrıca kendisinin, anneannesinden dolayı Yahudi olduğunu iddia etti Ama bakıyorsunuz, anneannesinin adı Ayşe

- Tuncay Güney’in psikopat olduğu da söylendi…
- Evet Bence de adam hasta Ama buna rağmen devlet televizyonunda onu dört saat konuşturdular Olacak şey mi?

- Yani sizce AKP ve Gülen Cemaati’ne karşı olan herkes Ergenekoncu mu ilan ediliyor?

- Evet Ama gördüğüm kadarıyla bunu Tayyip Erdoğan yönetmiyor Ama anladığım kadarıyla karşı da çıkmıyor Bu öğrenci katsayısı meselesinde Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararını ideolojik olarak niteledi Ama Ergenekon söz konusu olunca “Adalete güvenmemiz lazım” diyor Burada çifte standart var

Gülen Cemaati’ni de tümüyle suçlamak istemem Demin de söylediğim gibi bir grup miltanları var Onlar yapıyor Bir de AKP yandaşı birkaç maliye müfettişi

- Ergenekon’un Gladio türü bir örgüt olduğu iddiaları var Varsayalım ki doğru Ama bundan yıllar önce İP lideri Doğu Perinçek, Aydınlık dergisinde “Türkiye’de Gladio türü bir yapılanma vardır Bu da Süper NATO’dur” dedi Bunu yazan adamı bugün Ergenekon davasından içeri attılar O zaman bu nasıl yaman bir çelişki?

- Gerçekten bu davanın mantığını bulmak çok zor Doğu Perinçek bir zamanlar solcuydu Hatta PKK’yle konuşmak için Bekaa Vadisi’ne gitmişti Sonra değişti İddianameye göre Ergenekon PKK’yi kontrol ediyor Bu kadar büyük mantıksızlık olamaz Bakın, Gladio hiçbir zaman tek bir teşkilat olmadı Bunun içinde bir sürü çete vardı O zaman baştan yanlış bir model ortaya konuyor Ergenekon; Hizbullah’ı, İBDA-C’yi, PKK’yi kontrol ediyor Ergenekon 33 askeri öldürüyor

Yani her şey tek bir merkezden yönetiliyor buna göre Nasıl iş bu?
__________________
Ne zaman öleceğimiz önemli değildir, önemli olan nasıl ve nerede öleceğimizdir
Şamil BASAYEV
Resulu Ekrem Aleyhissâlatü Vesselâm buyurdular ki:
‘Nasıl olursanız öyle idare edilirsiniz’
Bilmeyenler ne bilsin bizi, bilenlere selam olsun…

Yazı kategorisi: Fethullah Gülen Dosyası, Uncategorized | » yorum bırak;

Türk ve Dünya Basını > Beyaz Köşe Yazarları > Engin Demirci http://www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Eylül 17, 2009

Mustafa Kemal Muhtırası

İşte tam da bu nedenle, bir muhtırayı anımsamak gerekiyor 1919 Haziran’ın da Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni devleti kurulmasını sağlayamayan ABD, Gümrü Anlaşmasıyla Türkiye’nin doğu sınırlarının da güvence altına alınması ve Sakarya boyunca Yunan saldırısının da püskürtülmesi üzerine, İstiklal Savaşı’nın Ankara’daki milli yönetimin lehinde sonuçlanacağını hesap etmiş olmalı ki, İngilizlerin silahlı istilâ planlarına karşılık kaleyi içerden fethetmek için sinsice isteklerde bulunmaya başlamıştı ABD, elbette bu manda işinin peşini bırakmayacaktı



Nitekim, savaş ortamında yurdumuzun düştüğü zayıflıktan yararlanmak için Anadolu’da Öksüzler Yurdu ve örnek çiftlikler kurarak yerleşmek istemiş ve bu isteği Ankara’ya iletmişti Meclis Başkanı Mustafa Kemal, hemen İçişleri Bakanlığı’na bir muhtıra yollayarak uyarıda bulunmuştu

Bu muhtırayı okuyalım:

Ankara, 3 Ocak 1922
İçişleri Bakanlığı’na
29121921 Gün ve 10319/2423 Sayılı yazınız yanıtıdır
Anadolu’da öksüzler yurdu ve örnek çiftlikler vb hayır kurumları açma ve kurma konusunda Amerika Yakındoğu görevlileri adına yapılan

başvuruya karşı vereceğimiz yanıtın konusu ve ilkeleri, ilişik muhtırada genişçe açıklanmıştır, efendim

Muhtıra

Ankara Büyük Millet meclisi Hükümeti, ülkenin bayındırlaşmasına, öksüzlerin rahatlamasına, genel sağlık ve ekonomimizin düzeltilmesine yönelik girişim ve çalışmaları teşekkürle kabul eder


Ancak, bu konuda gerek uzak, gerek pek yakın geçmişte, bize oldukça ağıra patlayan deneyimlere dayanarak bir takım kaygılarımızı açıklama gereği vardır


Şimdiye değin ülkemizde ekonomik amaçlarla, politik ve bilimsel çalışmalar (
yapan) kurumlar ve yabancılar özellikle aşağıdaki amaçları izlemişlerdir:

1Ülkemizdeki çalışmalarından korkunç bir kazanç sağlamak Bizim için en zararlı olanı bunlardır


2 Bir bölgede elde edecekleri ekonomik yetkiye (imtiyaza) dayanarak o bölgenin sahibi olmaya çalışmak


Bu gibilerin ülkemizde bir daha çalışmalarına kesinlikle izin verilmemesi kararlaştırılmıştır Böyle yapmakla yalnız kendimize değil, bütün insanlığa olabildiğince büyük hizmet ettiğimize inanıyoruz Dolayısıyla Genel Savaşı (Birinci Dünya Savaşı)’nı çıkaranlar, bu gibi amaçları izleyen paralı gruplar ve onlara alet olan politikacılardır


3 Ekonomik amaçla, bilim ve insanlık (yararı) görüntüsü ile yurdumuza gelip, ilerde istila (işgal) hazırlamak için, etnik toplulukları gerek hükümete, gerek birbirlerine karşı kışkırtmak
Bu gibiler hem genel savaşın hem ülkemizdeki korkunç cinayetlerin düzenleyicileridir


4Yurdumuzda, yalnız bilim ve insanlık amaçları ile çalışmakla birlikte, ruhlarında bulunan Hıristiyanlık duygusu nedeniyle, hemen Hıristiyan azınlıklarla ilişki kurmak ve ister kasıtlı, ister kasıtsız olarak, aralarında azınlıklarında yaşamakta olduğu Müslüman topluluklardan ayrılma isteğini propaganda etmek


Bu gibilerin gerek Müslümanlara, gerek iyili ğine çalıştıkları (nı ileri sürdükleri) Hıristiyan azınlıklara, aralarında yaşamakta oldukları İslâm çoğunluğuna (karşı) baskı yapılmasını aşılamakla, ne denli insanlık dışı bir biçimde çalıştıkları ve bu yüzden meydana gelen cinayetlerden sorumlu oldukları ortadadır


Hükümetlerimiz bu gibilerin de özgürce çalışmalarına izin verdiğinde Müslüman ve Müslüman olmayan bütün uyruklarına karşı pek ağır bir sorumluluk yükü altına girmiş bulunacaktır
Buna izin vermek, çocukları yaşayacakları çevreye düşman ya da hiç olmazsa yabancı olarak yetiştirmek ve (çocukları) yaşayacakları çevre ile çatışmak zorunda bırakmaktır Bu ise, gerek o çocukların, gerek içerisinde yaşayacakları halkın yıkımını hazırlamaktır Bunu yasaklamak hükümetin görevidir


Bundan dolayıdır ki, Amerikalılarca örnek çiftlik vb kurumlar kurup, buralarda kendi uyruğumuzdan olan binlerce çocuğun Türk hükümetine ve ulusuna karşı sevgisiz ve uyumsuz duygularla yetişmelerine izin veremeyiz
[19]

Mustafa Kemal, muhtırasını, diplomatik bir dille sürdürür ve Amerikalıların kurmak istedikleri örnek çiftliklerin yönetiminin ve çalışan çocukların eğitiminin Türk hükümetinin atayacağı görevlilerce yürütülmesi, bu gibi yerlerde çalışacak öksüzler arasında soy, mezhep ayrımı yapılamayacağı gibi koşulları belirterek, diplomatik bir tavırla reddeder

Onun duyarlılıkla ve devlet adamı sorumluluğuyla, ayrımcılığa ve karıştırıcılığa gösterdiği bu tepkisinde söz ettiği acı deneyler arasında Osmanlı yönetiminin vurdumduymazlıkla izin verdiği Anadolu illerindeki Amerikan konsolosluklarının Hıristiyan azınlıkları, özellikle Ermenileri, eğiten misyoner okulları kurmaları, azınlıklara birer ABD pasaportu vererek onları Amerikanlaştırmaları ve misyoner okullarını, manastırları silah deposu haline getirmeleri, sonunda terör eylemleri, arkadan vurmalar gibi somut olaylar bulunmaktadır

Osmanlı’nın son döneminde yabancıların işlettiği okul sayısı 98′dir Bu işi yalnızca savaş öncesi durumun bir özelliği olarak göstermek de yanıltmanın bir parçasıdır Mustafa Kemal’in Amerikan okullarının etkisini değerlendirmemesi düşünülemezdi Amerikan Talas Koleji‘nde 1880 yılı ders programında, Ermenice ve Rumca Gramer, Osmanlıca İncil, Hıristiyanlara göre tarih derslerinin yanı sıra Amerikalıların 3 ayrı yerdeki matbaada, Ermenice, Rumca, Bulgarca, İtalyanca, Ladion (İspanyol Yahudi dili) dillerinde, 725 kitap yayınladıkları bilinmektedir[1]


Mustafa Kemal, kültürel işgalin sonuçlarını iyi değerlendirmektedir Sözde öksüzler yurdu kurma gibi sözde insancıl girişimin altındaki azınlık örgütleme plânının yattığını elbette biliyordu[1]



1922 yılı başında, ülke işgal altındayken ve en zor koşullarda yaşanırken yazılmış olan bu muhtıradaki değerlendirmeye “komplo teorisi” diyebilecek bir kişi olabilir mi? Buna ‘komplo uydurması’ diyenler, Reagan’ın 1982′de koyduğu adla “demokrasi projesi”nin Yugoslavya’da, Çekoslovakya’da, Balkanlarda, Asya’da, Afrika’da, Orta ve Güney Amerika’da, Irak’ta, Venezuela’da yol açtığı sonuçları unutsa da, görmezden gelse de, Türkiye’de etnik, dinsel kışkırtmaları, Lozan’ın gözden geçirilmesi taleplerini yok sayması mümkün olmayacaktır

Mustafa Kemal’in, 27 Aralık 1919′da yabancılarla yatıp kalkanlara verdiği şu yanıtı okuyunca, TBMM’nin içine dek yabancıları sokup, ahlak dersi alanları, kendi güvenlik güçleri ya da memurlarıyla ilgili “yolsuzluk” araştırmalarını yabancı parasıyla ve yabancı elemanlarla yapmaktan çekinmeyenlerin unutulmayacağına kuşku yoktur

Şimdi bir kez daha M Kemal’i dinleyelim:

Tekrar ediyorum, aleyhimizde ileri sürülen değerlendirmeler yanlıştır Bu gerçek, (hem) tarih, (hem de) mantık açısından sabittir Bu hususu, yalnız Batı’ya değil, hatta vatandaşlarımıza da, ehemmiyetli bir surette ihtar etmek gereğini duyuyorum

Çünkü, ender de olsa, üzülerek işitiyoruz ki, milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış olan bazı kişiler, yabancıların aleyhimizde ileri sürdükleri suçlamaları reddetmemenin yanında vatanını ve milletini kusurlu göstermekten çekinmiyorlar Bugün bile, sultani mektebinin salonlarını aleyhimizde konferans verdirmek için yabancılara açanlar var Bu gibilere lanet“[2]


Emperyalist devletler her zaman lanetlenecek işbirlikçiler bulmakta zorlanmazlar ama, onlara bu kolaylığı gösteren de halktır Halk suskun kaldıkça onlar ve onlara bel bağlamış olanlar bildiklerini okuyacaklardır Öyleyse ne yapılmalı? Sorunun yanıtını günümüzde pek moda olan “geçmişe takılmayalım” çağrılarına inat yine 88 yıl öncesinde arayalım

Mustafa Kemal “lanet” okuduktan sonra halka bir çağrıda bulunuyor:



() Fakat Efendiler! Herhalde dünyada hak(hukuk), bir hak(hukuk) vardır Ve hak, kuvvetin üstündedir Şu kadar ki, milletin, hakkını kavrayarak, savunmaya, korumaya ve her türlü özveriye hazır olduğuna dair dünyaya bir kanaât vermek gerekir İşte düşmanlarımızın bu hareketi, milletimizi bu anlayıştan ve bu özveri duygusundan yoksun sanmalarından doğmuştur[2]

Lozan Antlaşması’nın en can alıcı maddelerini, salt ABD ve Batı Avrupa yönetimleri, dışarıda ve içerde konumlanmış Bizans özlemcileri istedi diye, değiştirenler, 1919-1922 arasında savaş alanlarını, işgal altındaki yöreleri gezerek ulusal direnişin ruhunu ve ulusal yönetimin görüşlerini dünyaya ileten ve TBMM kararıyla Türk ulusal davasına katkıları nedeniyle kendisine teşekkür edilmiş olan, Gazeteci Berthe Georges Gaulis’in değerlendirmesini anımsamalıdırlar:

Onun gerçek formülü: rakip güçler arasında dengeyi korumak, hiçbiri tarafından yutulmamak[3]

Bundan daha anlamlı bir yorum olamaz Aradan 81 yıl geçtikten sonra bile, yutulmaya karşı direnenler de olacaktır, laneti hak edenler de

Şimdi neler yapmalı iyi düşünmek gerekiyor!

Mustafa Kemal muhtıra verdi neler istedi anlama zamanı!

Siz,biz hepimiz oy veriyoruz neler verdikleri ortada!

Çeçenistan savaşıyor,bosna kaynıyor,kosova yersiz yurtsuz,kıbrıs ingiliz işgalinde,Irak gizli ittifakların oyununda!



Haydi bismillah deyip kendinize gelme zamanı Ey Türk Milleti

Kendinize dininize,ülkenize,müslüman Türk dünyasının geleceği için Bu ülkenin varlığı için bir muhtırada siz verin kendinize

Saygılarımla,
Engin Demirci

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

KAYNAKÇA:
1-Yardım örtüsüyle Hristiyan misyonerlik etki alanı yaratılması girişimleri o zamandan engellenmişti ama, günümüz Türkiye’sinde “sivil” toplum örgütü adı altında, çocukları barındıran kamplar açıldığı görülmektedir
2-Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, MEB, İst 1968, Vesika 220, s1184 (Bazı bölümler, anlama kolaylığı bakımından günümüz diline dönüştürüldü MY)
3-Berthe Georges-Gaulis, Kurtuluş Savaşı Sırasında Türk Milliyetçiliği, s151

__________________
Bilmeyenler ne bilsin bizi , bilenlere selam olsun!

Yazı kategorisi: ENGİN DEMİRCİ | Etiketler: | » yorum bırak;

Putin’in Çeçenlere İşkencesi-Çeçenistan Dosyası-Frontpage-Besam > Çeçenistan Dosyası-www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Ağustos 26, 2009

Putin’in Çeçenlere İşkencesi-Çeçenistan Dosyası-Frontpage-Besam > Çeçenistan Dosyası-www.beyazrenkler.org


Bu yazı 12 Temmuz 2009 Pazar tarihinde yazıldı

Amerika’da yayınlanan “Frontpage (Manşet)” isimli derginin editörü Jamie Glazov’un geçtiğimiz aylarda Finlandiya’dan sığınma talep eden Rus gazeteci Yelena Maglevannaya ile yaptığı röportajı sunuyoruz

Frontpage Röportajlarının bugünkü konuğu geçtiğimiz ayın başında Finlandiya’dan siyasi sığınma talebinde bulunan Volgograd’lı bir gazeteci Yelena Maglevannaya Rusya hapishanelerinde tutulan Çeçenlere yapılan işkenceler hakkında yazdığı makaleler nedeniyle Rusya’da eziyet görme tehdidi altında Yelena siyasi hükümlü Mikhail Treshpakin’i savunduğu; Haziran 2006’da yürürlüğe giren ve Rusya’nın düşmanlarını ortadan kaldırmaya olanak sağlayan yasanın kaldırılmasını istediği kampanyaları yürüttü; ayrıca Alexander Litvinenko anısına adadığı bir internet sitesinin de sahibi

FP: Yelena Front Page röportajına hoş geldin

Yelena Maglevannaya: Teşekkür ederim

FP: Rusya’dan ayrılmana neden olaylar hakkında konuşalım

Yelena Maglevannaya: Rusya’yı terk etmenin ardında yatan ana neden, Rusya’nın özgürlüğümü tehdit etmesi ve hatta kalmaya devam etseydim hayatımın son bulacak olmasıydı Rus mahkemelerinin adil olmayan bir şekilde makalelerimi tekzip etmeme ve hapishane gardiyanlarına manevi tazminat ödememe yönelik verdiği karara uymayı reddetmemden bu yana Rus yetkililerin bana yönelik uydurdukları çeşitli suçlarla itham ediliyordum Buna ek olarak, Rusların düşmanı Çeçenlerin haklarını savunduğum için milliyetçi Rus gruplardan tehditler aldım Defalarca FSB tarafından ifadem alınmak üzere çağrıldım ve her seferinde yazdığım makalelere son vermezsem başımın büyük belaya gireceği şeklinde uyarıldım Tüm bu olayların bir araya gelmesi nedeniyle Rusya’dan ayrılmaya karar verdim

FP: Sana yönelik ne tür cezai suçlamalar yarattılar peki?

Yelena Maglevannaya: Suçlamalara göre, Volgograd’daki LIU-15 hapishane kampı yönetimine iftira atmışım Oysa makalelerimde dürüstçe bu hapishane kampında kalan Çeçenyalı mahkum Zubair Zubairaev’in gardiyanlarca fena halde dövüldüğünü yazdım Her nasılsa hapishane yönetimi de bu makalelerimden ötürü bana karşı bir dava açtı “Bağımsızlığı” çok iyi bilinen Rus mahkemesinde de sürpriz olmadığı üzere davayı onlar kazandılar Mahkeme makalelerimi tekzip etmemi ve hapishane gardiyanlarına 200 Bin Ruble tazminat ödememe hükmetti Doğal olarak ben de bunu kesinlikle reddettim

Bu arada geçtiğimiz günlerde benzer bir davanın Zubair’in kız kardeşi Malika Zubaireva’ya da açıldığını öğrendim

FP: Çeçenler nasıl hak ihlallerine maruz kalıyor?

Yelena Maglevannaya: Hak ihlalleri yapılanları tanımlamak için çok masumane kalıyor Yukarıda bahsettiğim Zubair Zubairev olayında olduğu gibi Çeçenler dövülüyor, ayakları yere çivileniyor; Islam Taipov’un Tomsk’daki IK-3 hapishane kampında karşılaştığı olaylarda olduğu gibi demir çubuktan kazıklara oturtturuluyor ve gardiyanların köpekleri üzerlerine saldırtılıyor Nord-Ost rehinelerini kurtarmaya çalıştığı için mahkum edilen ve ciddi bir şekilde hasta olan Zaurbek Talkhigov’a önemli bir tıbbi operasyon ya da tıbbi tedavi her nasıl adlandırırsanız yapılması reddedildi Mahkumiyetlerinin geri kalanını ise inanılmaz acı veren koşullarda, soğuk ve nemli hücre cezaları içinde geçirdiklerinden bahsetmiyorum

FP: Rus hükümeti neden Çeçenlere eziyet ediyor?

Yelena Maglevannaya: Rus liderlerin ısrarla Çeçenya’daki askeri operasyonların sona erdiğini iddia etmelerine rağmen, Çeçenler Rusya’da halen düşman olarak algılanıyor Hapsedildiklerinde ise, Çeçenlerin başında bekleyenler, sıklıkla federal kuvvetlerde Çeçenya’da Çeçenlere karşı savaşmış eski askerler, bu insanlar bugün hapishanelerin yönetimlerinde çalışıyor Doğal olarak, savunmasız Çeçenler bu eski cellatların kurbanları oluyor

Bunun yanında, Federal Cezaevi Servisi (FSIN)’deki pek çok yetkililerden ve aynı zamanca Çeçen mahkumlardan defalarca çok üst düzey Rus yetkililerin hapishanelerdeki Çeçen mahkumları yok etme emri verdiğini duydum Nitekim, IK-25 hapishane kampı şefi bizzat Zubairaev’e hapishanelerdeki Çeçen gençleri yok etmeleri için bir emir verildiğini, böylelikle Çeçen ulusunun neslinin tüketileceğini söyledi

FP: Çeçenler Rusya için ne tür bir tehdit teşkil ediyor?

Yelena Maglevannaya: Ben Çeçenlerin hiçbir şekilde Rusya için tehdit oluşturduğuna inanmıyorum Ne tür bir tehdit olabilir ki? Onlar sadece özgür olmak istiyorlar, Rusya’dan bağımsız bir hayat düşlüyorlar Ama büyük bir bölümü resmi propagandanın etkisindeki Rus toplumu Çeçenleri bir düşman, bir tehdit olarak algılıyor Yetkililer medya organlarını kullanarak tüm Çeçen ulusunu gangsterler ve teröristler olarak sürekli empoze ediyor Bu görüş şaşılmayacak şekilde de Rusya nüfusunun büyük bir oranınca paylaşılıyor

Bunun yanı sıra, Moskova’daki apartman patlamaları veya feci Beslan saldırısı gibi Çeçenlere atfedilen azılı terör suçlamaları gerçeklikten uzak Her ne kadar Şamil Basayev terörist saldırının üzerinden bir süre geçtikten sonra saldırıları üstlenmişse de, büyük olasılıkla Basayev bu açıklamayı baskı altında yapmış olmalı ya da Rus yetkililerce verilen bazı vaatlere inanmış olmalı Artık bugün Rusya’daki pek çok insan açıkça Rus özel servislerinin bu terörist saldırıların ardında olduğunu söylüyor

FP: Peki, Çeçen bağımsızlığı Rusya için neden sorun teşkil ediyor? Belli ki Putin’in çıkarlarına yönelik bir tehdit söz konusu Nedir bu çıkarlar? Putin rejimi sadece muğlak ve gelişigüzel nedenlerle Çeçenlere eziyet ediyor olamaz Çeçenler, Putin rejiminin gözünde tehdit olarak algılandıkları için hedef olmaya başladılar Algılanan bu tehdit nedir? Nasıl oluyor da Putin’in Rusya’sı Çeçen bağımsızlığının Rusya’ya zarar verebileceğine inanıyor? Çeçenya’nın sahip olduğu ne var ki Rusya burayı denetimi altında tutma ihtiyacı hissediyor?

Yelena Maglevannaya: Her şeyden önce Çeçenler bağımsızlık aşığı oldukları için tehlikeliler Onlar öyle bir millet ki asla köleleştirilemiyorlar, ve Putin’in rejimi köle mantalitesine sahip insanları tercih ediyor

Bağımsız Çeçenya çok yakında müreffeh olacaktır Çeçenler doğuştan üretici, yaratıcı ve istekli; çok iyi ve zengin bir yaşam meydana getirmek için yoğun çalışmaya meyilliler Çeçenya pek çok kez yerle bir edildi, ama kısa süreler içerisinde ateşkes oldu, Çeçenler hızlı bir şekilde toparlandı ve ülkelerini yeniden inşa etmeye başladı Büyük ve sağlam beş-altı katlı binalar yaptılar, Rusya’nın bir sonraki saldırısında yıkılacağını bilerek Çeçenlerin tam anlamıyla özgür olmadıkları gerçeğine rağmen, kuzeydeki komşularının topuğu her zaman üzerlerinde oldu

Bunun yanı sıra, Çeçen gelenekleri bir diktatöre itaati reddettiği için bağımsız Çeçenya gerçek demokrasiye bir örnek olacaktır Rus rejimi bakış açısından ise bu durum Ruslar içi kötü bir örnek olacaktır: fakir ve geleneksel baskı altındaki Rusya’nın kapı komşusu özgür ve müreffeh bir ülke

Son olarak Çeçenler, Rusya rejiminin için ölümcül olan batıya eğilimlidir Batının Çeçenlerin durumunu fazla önemsememesi, batının bir yanlışı Rusya Çeçenleri gerici ve fanatik teröristler olarak sunarken, gerçekte Çeçenler, Avrupa standartlarına göre yaşamak isteyen, Avrupa kültürü ve uzun tarihi geçmişi olan Avrupa demokrasi geleneklerine tam uygun bir millet Bu yüzden pek çok batı ülkesinin sınırlarını Çeçen mültecilere kapatması, onların hatası Çeçenler batının doğal müttefiki ve bu nedenle Rusya onları bir tehdit olarak algılıyor

FP: Rusya’daki gazeteciler ve insan hakları savunucularına yönelik baskıyı anlatabilir misin?

Yelena Maglevannaya: Bugünün Rusya’sında pratikte dürüst gazetecilik yapmak imkansız hale gelmiştir Gazeteciler öldürülüyor (Anna Politkovskaya en iyi bilinen örnek ama maalesef tek olay onunki değil), dövülüyor, hapsediliyor Yakın zaman önce Ulyansk’ta gazeteci Sergei Krukov’un dairesinin kapısının kırılarak içeri girilmesi ve bilinmeyen bir yere götürülmesi olayı yaşandı

Sadece rejimin hizmetindeki gazeteciler hayattan zevk alabilir Aynısı insan hakları savunucuları için de geçerli

Bir süre önce, Yeketarinburg’da mahkumların haklarını savunmaya kalkan insan hakları aktivisti Alexei Sokolov iftira suçlamasıyla tutuklandı Ve durum gittikçe kötüye gidiyor

FP: Sergei Krukov ve Alexei Sokolov’dan haber var mı? Onlara ne oldu?

Yelena Maglevannaya: Alexei Sokolov 13 Mayıs 2009’da tutuklandı ve halen gözaltında Hiç şüphe yok ki, insan hakları alanındaki çalışmalarından ötürü ondan intikam alınmak için bu yapılıyor Çok kısa bir süre önce Gleb Edelev ve Vyacheslav Bashkov isimli iki insan hakları savunucusu daha Yekaterinburg’da tutuklandı İzinsiz gösteri düzenlemekle suçlanan bu aktivistler, Yekaterinburg’daki Shangai İşbirliği Teşkilatı toplantıları sona erene kadar gözaltında tutulacaklar

Sergei Krukov’un akıbeti daha feci olabilir Evinin kapısı kırılarak alındığı ve bilinmeyen bir yere götürüldüğü 21 Nisan 2009 tarihinden bu yana kendisinden hiçbir haber alınamadı Muhtemelen yüksek güvenlikli bir psikiyatri kliniğinde tutuluyor Bu olaydan kısa bir süre önce savcılık Sergei’nin zorla psikolojik muayenesinin yapılması konulu bir karar vermişti

FP: Peki Rus hapishanelerindeki genel durum ve işkenceler hakkında neler söylebilirsin?

Yelena Maglevannaya: İşkenceye bizim hapishanelerimizde sıklıkla rastlanılır Yalnızca ağır şekilde dövmekten bahsetmiyorum, aynı zamanda işkencenin gerçekten sadistçe metotlarını kastediyorum: mahkumların üzerlerine salınan gardiyan köpekleri, demir kazıklara oturtma; ayakların yere çivilenmesi Tüm mahkumlar küçük düşürülüyor ama belli gruplar –Müslümanlar, Kafkasyalılar ve özellikle Çeçenler- en çok nefret edilenlerdir

Cezaevlerinin koşulları korkunçtur Hücreler küçük ve kalabalık, yazın boğucu, kışın ise nemli ve soğuk olur Ama elbette en kötü kısmı gardiyanlarca yapılan düzenli zulümdür 15 yıllık hapis cezası ömür boyu hapis cezası gibi değerlendirilir

FP: Sadizm Rus cezaevlerinde neden böylesine yaygın? Evet, üzerinde güç kullanabileceğimiz insanlar bulduğumuzda, bu tip davranışlar insan doğasının bir parçası kabul edilebilir Fakat Putin rejimi hakkında düşündüren bir şeyler var değil mi? Bu işkence Putin’e rağmen değil, fakat çoğunlukla ondan kaynaklı haklı mıyım? Rejimin gaddarlığı hapishane sistemine bulaşmış

Yelena Maglevannaya: Evet, kesinlikle Putin, çok acımasız ya da daha kusursuz, merhametsiz ve kalpsiz bir adam olarak görünüyor Batan Kursk denizaltısında ölen tüm mürettebat hakkındaki iğrenç yorumunu hatırlayın Taziye mesajının içinde kaybolduğu Politkovskaya ile Litvinenko’nun katilleri için gösterdiği reaksiyon neydi? Ya da esir düşen bir Çeçen komutanı “hayvan” olarak adlandırması? Lubyanka’daki zindanlar ve ceset kokularıyla ilintili şakaları? Normal bir insan böyle şeyler söyleyebilir mi? Bu adamın insani duygulara sahip olduğunu ya da herhangi birisine şefkat gösterebileceğini sanmıyorum Benim için bir tür ruhsuz robot gibi görünüyor Ve emrindeki herkes patronlarının izinde ilerliyor, bu yüzden tüm sistem de aynı

FP: Putin rejimiyle karşı karşıya olan Batı ne yapabilir, ne yapmalıdır? Obama yönetimine ne tür bir tavsiye verebilirsiniz? Rus rejimi, ABD’nin ya da Batı’nın yaptıklarını, düşüncelerini önemsiyor mu?

Yelena Maglevannaya: Obama ne yapabilir? Her şeyden önce onlarla flört etmeye bir son vermeli Rusya’da demokrasi gibi bir şey varmış gibi yalandan davranmaktan vazgeçmeli Rusya halen geçmişteki şeytani imparatorluk

Rusya’nın bugünkü liderlerinin en zayıf noktası cüzdanları Pek çoğunun Batı bankalarında hesapları var Soyut görüntünün aksine, gerçekten kaybetmekten endişe duydukları tek şey finansal ilişkilerinin bozulması Batı’dan zaman zaman yükselen seslere rağmen, Batı’nın kendileriyle olan işbirliğini azaltmaya gerçekten niyeti olmadığını anladı Böylece Rus rejimi gittikçe daha cüretkar bir hal alıyor ve sizin hakkınızda “Ne yaparsak yapalım, biraz yaygara yapacak ve sonra sakinleşecekler!” şeklinde düşünüyorlar Bu durum Londra’nın merkezinde radyoaktif bir terör saldırısına kadar gitti (Litvinenko’ya yapılan suikastı kastediyorum) Bu Avrupalı ve Amerikalı liderler Putin ile Medvedev’in yüzüne gülmeye bir son dek devam edecektir Gerçekten sert olmalı ve gerçek bir baskı kurmalısınız, bu tip olaylar için en ciddi yaptırımları uygulamalısınız, sadece konuşmak ya da birkaç metin deklare etmekle bir şey olmaz

FP: Yelena, Frontpage Röportaj’a katıldığınız için teşekkür ederiz

Jamie Glazov
Frontpage Magazin/01072009

__________________
Bilmeyenler ne bilsin bizi , bilenlere selam olsun!

Yazı kategorisi: Çeçenistan Dosyası | » yorum bırak;

Nükleer silahsızlanma hayalden ibaret-ALİ KANNADİ-Milenyum Kabusu Küresel Terör > Terör’ü destekleyen ülke ve liderler!-www.beyazrenkler.org

Posted by wwwbeyazrenklerorg Ağustos 25, 2009

Nükleer silahsızlanma hayalden ibaret-ALİ KANNADİ-Milenyum Kabusu Küresel Terör > Terör’ü destekleyen ülke ve liderler!-www.beyazrenkler.org

 

http://www.beyazrenkler.org/forum/showthread.php?t=20981

- ——————————————————————————– BM Genel Sekreteri Ban nükleer silahsızlanmadan umutlu olduğunu söylese de, dünya hızla silahlanma yönünde ilerliyor Ban ve Obama’nın sözlerine rağmen nükleer silahsızlanma şu an bir hayal gibi görünüyor BM Genel Sekreteri Ban ki-Moon Nagazaki ve Hiroşima’ya atılan dünya tarihinin ilk atom bombasının yıl dönümü münasebetiyle Guardian gazetesine nükleer silahsızlanma konulu bir makale yazdı Ban’ın yazısı böylece, silahsızlan-madan yana olanlarla nükleer teknolo- jinin kademeli gelişmesinden yana olan neo-realistler arasında sürüp giden tartışmaların fitilini ateşledi Genel sekreter, ‘Benim bombadan kurtulma planım’ başlıklı makalesinde şöyle diyor: “Dünya bugün yeni bir dönüm noktasında Nükleer silahsızlanma düşüncesi dünya gündemine yeniden oturdu Gelecek nesiller için bu fırsatı tepmemeliyiz” Ban yazısındaki eleştiri hedefi, Columbia Üniversitesi’nde uluslar arası ilişkiler profesörsü olan Kenneth Waltz gibi teorisyenlerin savunduğu ‘Nükleer silahlanma denetimi’ teorisiydi Genel sekreter açıkça, “Barışı atom silahıyla barışı koruma teorisi çürüdü ve dünya giderek silahsızlanmaya doğru hareket ediyor” iddiasında bulunuyor Ban’ın karşısında yer alan neo-realistlere gelince; onlar silahsızlanmayı değil silahları kontrol altına almayı savunuyor Bu tartışma aslında yeni değil, tarihçesi 30 yıl önceye dayanır Neo-liberalist görüşün önde gelen savunucularından Waltz, 1981’de yayımlanan ‘Nükleer silahların yayılması: Ne kadar çok yayılırsa o kadar iyi olabilir’ başlıklı makalesinde bu teorini savunmuştu Waltz açısından dünya, 1981’den sonra yeni nükleer güç haline gelmiş en az yedi ülkeye tanık olacaktı ve küçük ülkeler bile nükleer güç olmaya meyilli hale gecekti Fakat bu durum dünya düzenini ve istikrarı bozmayacak, hatta belki de caydırıcı güç özelliğiyle istikrar sağlayabilecekti Konuyu objektif açıdan ele alırsak, Ban’ın teorisi veya en azından “Barışı atom silahıyla koruma teorisi çürüdü” ifadesinin içi boş görünüyor Ban’ın sözleri, gerçekten ziyade hayali yansıtıyor Şu an çoğu ülke atom silahına ulaşmaya çabalıyor Hindistan ve Pakistan 1999’da Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı (NPT) yok sayarak ‘nükleer kulübe’ dahil oldu İsrail’in nükleer silahları konusundaki ketum siyaseti yıllardır sürüyor Resmi olmayan rakamlara göre, İsrail 200’ü aşkın nükleer başlığa sahip Birçok Ortadoğu ülkesi de, bu karmaşık nükleer pazarda bomba alma peşinde Bu tutum doğu ve güneydoğu ülkeleri için de geçerli Kuzey Kore’nin nükleer denemesi Güney Kore’yi nükleer güce sahip olmaya zorluyor Japonlar kendilerine özgü yöntemlerle birkaç ay içinde nükleer başlığa sahip olabilir Ban’ın görüşünün aksine, nükleer silah konusunda var olan NPT gibi anlaşmalar ve alınan kararlar, dünyayı nükleer silahlardan arındırmaktan ziyade nükleer silahların denetlenmesine yoğunlaşıyor ABD’de Barack Obama döneminde yapılacaklar arasında silahsızlanma ve nükleer bombaya karşı önlemler bulunuyor, fakat gerçekte bunların idealden ibaret olduğuna şüphe yok Nitekim Obama bunları nasıl gerçekleştireceğine dair ipucu bile vermiyor ABD ve Rusya’nın silah rekabetini azaltmak için imzaladığı Start anlaşmasının uzatılması konusunda yavaş hareket etmesi ve ABD’nin Hindistan’la nükleer savunma anlaşması imzalaması, Waltz gibi teorisyenlerin iddialarının doğru olduğunu ve hızla nükleer silahlanmaya doğru gidildiğini ispatlıyor Obama silahlanmayı denetlemekle ilgili son konuşmasında güzel sözler sarf etti Başkanın vurguladığı bir noktayı unutmamalıyız: “Nükleer silahlar var olduğu sürece, nükleer silahları denetim altına alma politikamız güçlü şekilde devam edecek” (İran gazetesi Jevan, 11 Ağustos 2009) __________________ Bilmeyenler ne bilsin bizi , bilenlere selam olsun!

Yazı kategorisi: WWW.BEYAZRENKLER ORG ARAŞTIRMALAR | » yorum bırak;

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.